Bir Tabakla Değişen Yol, Sokaktan Umuda

Ölmek üzereyken bir restorana girdim; amacım sipariş vermek değildi — masalarda kalan artıkları arıyordum. Cebimde para yoktu, karnım boğuk boğuk gurulduyor, camdan içeri yayılan sıcak yemek kokusu içimi yakıyordu. Cesaretimi topladıktan sonra içeri girdiğimde yeni boşalmış bir masada birkaç patates, bayat ekmek ve biraz et gördüm. Soğuk ve kurumuştu ama benim için ziyafetti.
Tam o an arkamdan sert bir ses: “Hey! Bunu yapamazsın.” Donup kaldım; kovulacağımı sandım. Oysa karşımdaki kusursuz takım elbiseli adam, beni başka bir masaya buyur etti. Bir süre sonra önümde sıcak, büyük bir tabak belirdi — et, pilav, sebze… Şaşkınlıkla “Bu benim için mi?” diye sordum. Adam kısa, dengeli bir sesle konuştu: “Bu restoranda kimse aç kalmayacak.”
Adam kendini Kemal olarak tanıttı; beni kovmak yerine bir yere göndermeyi, bir kapı aramayı teklif etti. Cüzdanımda olmayan umutla, adrese gittim, depo kapısına üç kez tıkladım. Kapı açıldı; içeride Yusuf adında sert ama düzenli bir adam beni karşıladı. “Burada kalacaksın. Yarın sabah mutfaktayız.” dedi. O gece ilk defa korkusuz değil, fakat umutla uyumaya çalıştım.
Ertesi gün bulaşıkhane, soğan doğramak, bıçak öğrenmek derken bir yerin parçası olduğumu hissettim. Kemal’in ofisinde açılan dosyada okul kayıt evrakları, burs formu vardı. Kemal fotoğrafını çıkarıp bana gösterdi: “Ben de senin gibiydim.” O tabak, bana uzatılan bir eldi; zincir böyle devam edecekti. Aylar sonra benim de kapıda bir çocuk görüp onu içeri davet edişim, o zincirin sürdüğünü gösteriyordu.
Reklamlar