Genç kız aynaya her baktığında tanıdık ama yabancı bir yüzle karşılaşıyordu: Yastığına dökülen teller, her sabah fırçasında kalan tutamlar artık bir işkenceye dönüşmüştü. Sadece hastalıkla değil, aynadaki bu acı verici hatırlatıcıyla da savaşmaktan yorulmuştu. Sonunda derin bir nefes aldı ve kendi kendine, “Bu kadarı yeter, hayatta kalmak için bunu kabul etmeliyim,” diye fısıldadı.
En sevdiği kazağını giydi ve yıllardır gittiği, dışarıdan sert görünen dövmeli adamların çalıştığı o mahalle berberine doğru yola çıktı. İçeri girdiğinde ustalar onun yüzündeki ifadeyi görünce bir şeylerin ters gittiğini anladılar. Koltuğa oturdu, kollarını kendine sardı ve titreyen bir sesle konuştu: “Çocuklar, kemoterapi yüzünden saçlarım dökülüyor. Artık dayanamıyorum. Lütfen hepsini kazıyın.”
Berber dükkanına ağır bir sessizlik çöktü. Her zaman şaka yapan o dev adamlar bir anda sustu. Yakın dostu olan berber, makineyi sessizce çalıştırdı. İlk saç tutamları yere düştüğünde genç kızın yüreği burkuldu. Soğuk hava saçsız kalan derisine değdikçe gözyaşları sel oldu. Ellerini yüzüne kapatıp, “Tanrım, yıllardır uzattığım saçlarım gidiyor, çok canım yanıyor,” diye hıçkırmaya başladı.