Genç kız yoksulluk içinde büyümüştü. Şehrin kenarındaki ev eskiydi, duvarları soğuk, çatısı akıyordu. Para hiçbir zaman yetmezdi. Anne ve babasını neredeyse hatırlamıyordu; onu büyüten, her geçen gün biraz daha eriyen hasta büyükannesiydi.
Okulu bitirir bitirmez çalışmaya başladı.
Günde on iki saat makine başında, soğuk yemekler, ince duvarlı odalar ve bitmeyen bir yorgunluk… Hayal kurmayı çoktan bırakmıştı. Çünkü hayaller karnını doyurmuyordu.
Zengin adam hayatına tesadüfen girdi. Duldu. Sessizdi. Ondan kırk yaş büyüktü.
Kimse onun romantik biri olduğunu söylemiyordu. Ama parası vardı, evi vardı ve netti.
Aşk vaat etmedi.
Sadece şunu söyledi:
“Eşim olursan, büyükannenin tedavisini üstlenirim. Borçlarını kapatırım.”
Genç kız gecelerce düşündü. Onun gri saçları, ağır hareketleri, aralarındaki uçurum gibi yaş farkı onu korkutuyordu. Ama büyükannesini kaybetme korkusu daha büyüktü.
Ve kabul etti.
Düğün küçük ve sessizdi. Birkaç akraba, hasta büyükannesi… Hepsi bu.
Gelinlik içinde gözlerini yerden kaldırmamaya çalıştı.
Akşam olduğunda ilk kez yalnız kaldılar.
Yatak odası sessizdi. Genç kız erkenden yatağa girdi, duvara döndü ve uyuyormuş gibi yaptı.
Korkuyordu. Dokunulmasından, bilinmeyenden, yaşlı adamın ne yapacağından…
Kocası daha sonra geldi. Onu uyuyor sandı. Işığı kapattı. Yatak hafifçe gıcırdadı.
Genç kız gözlerini sımsıkı kapadı. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
Ama gece… beklediğinden tamamen farklı geçti.
Sabah uyandığında odanın aydınlık olduğunu fark etti. Kocası giyinmişti, masanın yanında oturuyordu.
Ve genç kız o an fark etti:
Gece boyunca ona hiç dokunmamıştı.
Hatta sessizce üstünü örtmüş ve başka bir odada uyumuştu.
Bu farkındalıkla yüzü kızardı. Korkusundan utandı.
Masaya oturdu. Ne söyleyeceğini bilmiyordu.
Adam önüne bir tabak koydu ve karşısına geçti.
“Bunun senin için ne kadar zor olduğunu biliyorum,” dedi sakin bir sesle.
“Korkuyorsun. Bu çok normal.”
Genç kız başını yavaşça salladı.
“Seni aceleye getirmeyeceğim,” diye devam etti.
“İhtiyacın olduğu kadar zamanın var.”
Cesaretini toplayıp sordu:
— “Benden hiçbir şey beklemiyor musunuz?”
Adam gözlerinin içine baktı.
— “Hayır,” dedi.
“Eğer bir gün beni seversen, bu korkudan değil… gerçekten istediğin için olsun.”
Uzun bir sessizlik oldu.
Genç kızın gözleri doldu.
— “Teşekkür ederim,” diyebildi sadece.
O an anladı:
Bazen bir insanın en büyük zenginliği parası değil… merhametidir.