Ceketinden ikinci bir sayfa çıkardı. Bu kez üzerinde bir bakım kuruluşunun adı ve Neval'e ait bilgiler vardı. Kurumda uzun süreli kalış için hazırlanmış bir ön başvuru formuydu. Neval'in kendi imzası bulunmuyordu.
“Annenle baban, Neval'i buraya yerleştirmeyi planlamış,” dedi Batur. “Üstelik kendisi açıkça istemediği hâlde.”
“Hayır. Bunu yapamazlar.”
“Ben de önce inanamadım.”
Batur, üç yıl önceki bir akşamı anlatmaya başladı.
Annemle babam onu evlerine çağırmıştı. Neval o sırada arkadaşlarıyla bir etkinlikteydi. Babam masaya bir dosya bırakmış, Neval'in geleceği hakkında konuşmak istediklerini söylemişti.
Neval'in bağımsız bir yetişkin olarak yaşama isteğini gerçekçi bulmadıklarını, kendileri yaşlandığında ona bakamayacaklarını anlatmışlardı. Bir bakım kuruluşuyla görüşmüşlerdi bile.
Fakat Neval buna şiddetle karşı çıkmıştı. Yaşadığı mahalleden, işinden ve arkadaşlarından ayrılmak istemiyordu.
Annemle babamın bulduğu çözüm, Batur'a para teklif etmek olmuştu. Onunla evlenirse bakım sorumluluğunu üstlenecekti. Böylece Neval'i kuruma gönderme planını uygulamaları gerekmeyecekti.
“Peki neden kabul ettin?” diye sordum.
Batur başını öne eğdi.
“Çünkü Neval'e uzun zamandır âşıktım. Ama bu, parayı kabul etmemi haklı çıkarmıyor. Ailenin teklifini reddedip Neval'e her şeyi anlatmalıydım. Bunun yerine, onunla evlenebilirsem onu koruyacağımı düşündüm. Kendi kendime iyi bir şey yaptığımı söyleyerek korkunç bir yanlışı gizledim.”
Öfkeyle ayağa kalktım.
“Sen onu korumadın, Batur. Onun hayatıyla ilgili bir anlaşmanın parçası oldun.”
“Biliyorum.”
“Peki dört milyon lira nerede?”
“Tek kuruşunu kendime harcamadım. Paranın tamamını Neval adına açılmış bir hesaba aktardım. Hesap belgeleri burada. Para onun adına ve benim kişisel hesabımda değil.”
Banka kayıtlarını uzattı. Belgelerde gerçekten de Neval'in adı vardı. Ödemelerin tarihleri, hesap hareketleri ve kalan tutar görünüyordu.
“Bunlar yaptığın şeyi düzeltmiyor,” dedim.
“Düzeltmediğini biliyorum.”
Tam o sırada koridorun sonunda doktor göründü.
İkimiz de ona doğru koştuk.
“Neval yaşıyor,” dedi doktor. “Ameliyatı tamamladık. Kanaması kontrol altına alındı fakat durumu hâlâ ciddi. Yoğun bakımda takip edeceğiz.”
“Bebekler?” diye sordum.
“İkisi de dünyaya geldi. Prematüre oldukları için yenidoğan yoğun bakımındalar. Solunum ve beslenme desteğine ihtiyaçları var. Önümüzdeki günler önemli.”
Batur elleriyle yüzünü kapattı. Omuzları sarsılıyordu. Ona sarılmadım. Ama o an Neval'i gerçekten kaybetmekten korktuğunu da görüyordum.
Bir süre sonra annemle babam hastaneye geldiler.
Annem ağlayarak Neval'in durumunu sordu. Doktorun söylediklerini anlattım. Ardından dosyayı babamın önüne koydum.
“Bunun ne olduğunu açıklayın.”
Babamın yüzü değişti.
“Şimdi bunun sırası değil, Sema.”
“Bence tam sırası.”
Annem belgeye bakar bakmaz sandalyeye oturdu.
“Batur, bunları neden çıkardın?” diye fısıldadı.
İşte o an her şeyi bildiklerinden kesinlikle emin oldum.
“Neval'i istemediği bir kuruma göndermeyi planladınız. Sonra da Batur'a evlenmesi için para verdiniz. Kızınızın fikrini ne zaman sormayı düşünüyordunuz?”
Babam sesini yükseltti.
“Biz onun geleceğini güvenceye almaya çalıştık!”
“Onun geleceği hakkında onun yerine karar vererek mi?”
“Neval bazı konularda desteğe ihtiyaç duyuyor. Biz de anne babasıyız.”
“Desteğe ihtiyaç duymak, insanın kendi hayatı üzerinde söz hakkı olmadığı anlamına gelmez!”
Babam cevap veremedi.
Annem ise gözyaşlarını silerek konuştu.
“Biz öldüğümüzde ne olacağını düşündük. Neval'in yalnız kalmasından korktuk.”
“Öyleyse onunla konuşmalıydınız. Onu dinlemeliydiniz. Korkunuz size onu başkasına emanet etme hakkı vermiyordu.”
O gün tartışmayı daha fazla sürdürmedim. Neval'in hayatı için mücadele ettiği bir hastanede, onun adına son bir karar daha verilmesini istemiyordum.
Ertesi gün Batur bana Neval'in küçük çantasını getirdi. İçinde telefonu, defteri ve birkaç kişisel eşyası vardı.
Defterin arasında katlanmış bir not buldum. Üstünde benim adım yazıyordu.
“Sema, eğer ameliyattan çıkamazsam Batur'un sana anlatmasını istediğim bir mesele var. Ama lütfen önce onu dinle, sonra annemle babamla konuş. Benim yerime karar vermelerini artık istemiyorum. Bebeklerime de benim hakkımda yalnızca gerçeği anlat.”
Yazıyı defalarca okudum.
Neval, hamileliğinin beşinci ayında evdeki bazı eski belgeleri bulmuştu. Batur'un sakladığı anlaşmayı gördüğünde yüzleşmişlerdi. Batur her şeyi itiraf etmiş, hesap kayıtlarını göstermişti.
Neval'in notunda şu cümle vardı:
“Batur'u seviyorum ama bana yalan söylemesine çok kızgınım. Evliliğimizin başlamasına başkalarının karar vermiş olması, sonrasına da onların karar vereceği anlamına gelmiyor.”
Devamında Batur'la evlilik danışmanlığına başladıklarını, güven sorunlarını çözmeye çalıştıklarını yazmıştı. Aralarındaki anlaşmazlık henüz bitmemişti. Buna rağmen ikizleri birlikte büyütmek istiyorlardı.
Neval'in en büyük korkusu, ameliyattan uyanamaması hâlinde annemle babamın yine bütün kararları kendilerinin vermesiydi.
Batur'un sakladığı gerçeği bana anlatacağına dair söz vermesinin sebebi buydu.
Bir hafta boyunca hastanede sabahladık.
İkizlerden biri ilk günlerde solunum desteğine daha fazla ihtiyaç duydu. Diğerinin beslenmesi güç ilerledi. Doktorlar her küçük gelişmeyi dikkatle takip ediyordu.
Neval ise yoğun bakımdan servise alındığında hâlâ çok güçsüzdü. Başucuna oturduğum ilk gün gözlerini açıp elimi tuttu.
“Bebeklerim?” diye fısıldadı.
“Yaşıyorlar,” dedim. “İkisi de mücadele ediyor. Doktorlar onları dikkatle takip ediyor.”
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Batur anlattı mı?”
“Her şeyi.”
“Bana kızdın mı?”
“Hayır, Neval. Ama senden özür dilemem gerekiyor. Senin mutlu olduğunu görüp hiçbir şeyi sorgulamadım. Senin neler istediğini yeterince sormadım.”
Başını hafifçe salladı.
“Mutluydum, Sema. Batur'u ben seçtim. Ama o sözleşmeyi bilseydim evlilik teklifine aynı şekilde cevap verir miydim, bilmiyorum.”
“Şimdi ne yapmak istiyorsun?”
Bir süre düşündü.
“Önce çocuklarımı kucağıma almak. Sonra da kimse benim adıma konuşmadan kendi hayatımı düzenlemek.”
Batur odaya girdiğinde ikimizin de gözleri doluydu.
Neval ona baktı.
“Batur, seni seviyorum. Ama ailemden para alarak benimle evlenmen, sonra da bunu gizlemen beni hâlâ incitiyor.”
“Biliyorum,” dedi Batur. “Bunu savunmayacağım.”
“Bundan sonra benden hiçbir şey saklamayacaksın. O para hakkındaki bütün belgeleri birlikte inceleyeceğiz. Bir uzmandan yardım alacağım. Ve bir süre ayrı kalmamızı istersem buna saygı duyacaksın.”
“Duyacağım.”
Neval elini uzattı. Batur elini tuttu ama onu kendine çekmedi. İkisi de o an affedilmekle güveni yeniden kazanmanın aynı şey olmadığını anlıyordu.
Hastaneden çıktıktan sonra Neval'in isteğiyle bağımsız bir avukatla görüştük. Avukat, Neval'e belgeleri anlaşılır biçimde açıkladı. Sözleşmenin onun bilgisi dışında yapıldığını, böyle bir düzenlemenin onun kişisel kararlarını ortadan kaldıramayacağını söyledi. Paranın kaynağı, banka hesabındaki yetkiler ve olası hukuki talepler ayrıca incelenecekti.
Neval hesap üzerindeki yetkileri kontrol ettirdi, kendi belirlediği bir mali danışmandan destek aldı. Batur bütün kayıtları teslim etti ve incelemeye itiraz etmedi.
Annemle babamın bakım kuruluşuyla yaptığı ön görüşmeler de ortaya çıktı. Neval o kuruluşta yaşamak istemediğini açıkça yineledi. Herhangi bir yerleştirme yapılmamıştı ve ailesinin hazırladığı ön başvuru iptal edildi.
Neval annemle babamla konuşmayı da kendi istedi.
O gün ben yanında oturdum ama onun yerine tek kelime söylemedim.
“Beni sevdiğinizi biliyorum,” dedi Neval. “Ama beni dinlemeden geleceğimi planladınız. Sonra da evliliğimin başlangıcına para karıştırdınız.”
Annem ağlamaya başladı.
“Senin için doğru olduğunu düşündük.”
“Benim için doğru olanı bana sorabilirdiniz.”
Babam başını eğdi.
Neval devam etti:
“Çocuklarımı görmenizi istiyorum. Fakat artık evime izinsiz gelmenizi, hesabımla ilgilenmenizi ya da benim adıma karar vermenizi istemiyorum. Sınırlarıma saygı göstermezseniz görüşmelerimize ara vereceğim.”
Babam ilk kez karşı çıkmadı.
“Bize güvenmeni yeniden kazanmak için ne yapmamız gerekiyor?” diye sordu.
“Önce beni dinlemeyi öğrenmeniz gerekiyor.”
Bu konuşma her şeyi bir anda düzeltmedi. Annemle babamın geçmişteki davranışları değişmedi. Ama ilk kez Neval'in koyduğu sınırları kabul etmek zorunda kaldılar.
İkizler haftalarca hastanede kaldı. Küçük gelişmeler birikmeye başladı. Solunum destekleri azaltıldı, beslenmeleri düzene girdi ve kilo almaya başladılar. Sonunda doktorlar iki bebeğin de eve gidebilecek durumda olduğunu söyledi.
Neval, çocuklarına Duru ve Arda adını verdi.
Hastaneden çıktıkları gün Batur bebeklerin eşyalarını arabaya yerleştirirken Neval bana döndü.
“Bir süre senin yanındaki dairede kalacağım,” dedi. “Batur'la da çocukların bakımını birlikte düzenleyeceğiz.”
Bu kararı ikisi önceden konuşmuştu. Batur yakınlarda ayrı bir eve taşınmış, Neval'in istediği mesafeye saygı göstermişti. Bebeklerin bakımını belirledikleri saatlerde birlikte üstleniyor, danışmanlık görüşmelerine devam ediyorlardı.
Aylar geçtikçe Neval güçlendi. Çocukları büyüdü. Ailesiyle görüşmelerin şartlarını kendisi belirledi. Batur'la ilişkisini sürdürüp sürdürmeyeceğini de acele etmeden değerlendirdi.
Bir akşam Batur bana eski bir fotoğraf gösterdi. Düğün günü çekilmişti. Neval beyaz gelinliğiyle gülümsüyor, Batur kolunu onun omzuna dolamış duruyordu.
“Bu fotoğrafı gördüğümde artık yalnızca mutlu olduğumuz günü hatırlamıyorum,” dedi. “Ona söylemediğim gerçeği de hatırlıyorum.”
“Önemli olan bunu unutmaman,” dedim. “Çünkü Neval'in güvenini yeniden kazanıp kazanamayacağına sen değil, Neval karar verecek.”
Bir yıl sonra Duru ve Arda'nın doğum gününü küçük bir bahçe kutlamasıyla yaptık.
İki çocuk da sağlıklı biçimde gelişiyordu. Neval onları sırayla kucağına alıp pastanın önünde fotoğraf çektirdi.
Batur da yanlarındaydı. O gün Neval'le yeniden aynı evde yaşamaya karar vermişlerdi. Bu kararın ardından bile danışmanlığa devam edeceklerini söylediler. Güveni yeniden kurmanın tek bir özürle bitmeyeceğini ikisi de biliyordu.
Annemle babam kutlamaya Neval'in davetiyle gelmişti. Çocuklara hediyeler getirdiler ama Neval'in istemediği hiçbir konuda müdahale etmediler.
Pasta kesildikten sonra Neval elimi tuttu.
“Eskiden herkes benim için nasıl bir hayatın mümkün olduğunu söylüyordu,” dedi. “Şimdi hata da yapsam, zorlanıp yardım da istesem, seçimlerimin bana ait olmasını istiyorum.”
Ona sarıldım.
O an yıllar önceki sözümü hatırladım. Çocukken Neval'e benim ve Batur'un her zaman yanında olacağımızı söylemiştim. Oysa büyüdüğümüzde öğrenmemiz gereken daha önemli bir şey vardı: Yanında olmak, onun yerine karar vermek değildi.
Bir zamanlar kardeşimin mutluluğunu başkalarının ona sunduğu fırsatlara bağlı sanmıştım. Şimdi ise Neval'in en büyük kazanımının bir eşe, iki çocuğa ya da güvence altına alınmış bir hesaba sahip olmak olmadığını biliyordum.
En büyük kazanımı, kendi hayatının sözünü nihayet kendisinin söylemesiydi.