Demir, iki yıl önce eşini kaybettikten sonra tüm sorumluluğu tek başına üstlenmişti. Gündüzleri depoda çalışıyor, geceleri ek işler yaparak dört çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyordu. Hayatı, çoğu zaman bütçe hesapları ve günlük telaşlarla geçiyordu.
O gün markette elma reyonunda fark ettiği yüzük, maddi olarak büyük bir değere sahipti. Bir an için, bu parayla nelerin düzelebileceği aklından geçti. Ancak çocuklarına baktığında, doğru olanın ne olduğunu biliyordu. Yüzüğü sahibine teslim ettiğinde, bunun hikâyenin sonu olduğunu düşündü.
Ertesi gün kapısı çaldığında yanıldığını anladı. Kapıda, yüzüğün sahibi olan yaşlı kadının oğlu vardı. Annesinin yaşadığı duyguyu ve yüzüğün onlar için taşıdığı anlamı anlattı. Demir’e, annesinin yazdığı kısa bir notu ve bir zarfı teslim etti.
Zarfın içinden çıkanlar, Demir’i derinden etkiledi. Bu, sadece maddi bir destek değildi. Aynı zamanda bir teşekkür, bir vefa ve dürüstlüğe duyulan saygının ifadesiydi. Yaşlı kadın, çocukların daha güvenli bir geleceğe sahip olması için elinden geleni yapmak istemişti.
Demir için bu karşılaşma, yıllardır omuzlarında taşıdığı yükün hafiflemesi anlamına geliyordu. En önemlisi de çocuklarına şu mesajı verebilmişti:
Doğru olanı yapmak her zaman görünmez kalmaz.
Bu hikâye, küçük bir iyiliğin nasıl büyük bir umuda dönüşebileceğini gösteren sade ama güçlü bir örnek olarak hafızalarda yer etti.