“O an Melisa’nın gerçek niyetlerinin çok daha kötü olduğunu ve bu gösteriyi neden yaptığını anladı.”
Zeynep zarfı elinde tutarken zaman sanki durmuştu. Odadaki hava ağırlaşmış, eski evin duvarları bile bu sırrı taşımakta zorlanıyormuş gibi gıcırdamaya başlamıştı. Gözleri satırların üzerinde gezinirken dudakları aralandı ama tek kelime çıkmadı. Sonunda başını kaldırdı; bakışları Melisa’ya değil, doğrudan bana yöneldi. O bakışta bir çocuğun şaşkınlığı değil, ani bir büyümenin sessiz ağırlığı vardı.
“Beni… yanına almak istemiyorsun,” dedi yavaşça. “Beni almak zorundasın, değil mi?”
Melisa cevap vermedi. Çantasını düzeltti, koltuğa oturdu ve bacak bacak üstüne attı. Sessizliği, her şeyden daha gürültülüydü.
Zeynep zarfı bana uzattı. Okudukça kalbim sıkıştı. Bu bir mektup değildi; resmi belgeler, avukat yazışmaları, yabancı bir ülkenin antetli kâğıtları… Melisa, velayeti geri almak için başvurmuştu. Ama asıl amaç, Zeynep’in adına açılmış ve Selim’in ölümünden sonra dondurulmuş bir miras fonuydu. O fon, Zeynep reşit olana kadar yalnızca yasal velinin kontrolüne açıktı.
“Yani,” dedim titreyen bir sesle, “kızını değil… parasını istiyorsun.”
Melisa dudaklarını sıktı. “Hayat böyle,” dedi soğukça. “Ben ona daha iyi bir gelecek sunabilirim.”
Zeynep bir adım geri çekildi. Gözleri istemsizce üzerindeki mavi elbiseye kaydı. Sonra yavaşça kumaşı okşadı. “Bu elbise,” dedi, “senin getirdiğinden daha pahalı.”
Melisa alaycı bir kahkaha attı. “Lütfen.”
“Çünkü bunun içinde sevgi var,” diye devam etti Zeynep. “Gece yarıları, yorgun eller, vazgeçmeyen bir kalp var. Senin elbisende sadece etiket var.”
O an kapı çaldı. İkimiz de irkildik. Kapıyı açtığımda karşımdaki adam kendini tanıttı: Melisa’nın avukatı değil, eski eşinin avukatıydı. İçeri girdiğinde Melisa’nın yüzü gerildi.
Adam dosyasını açtı. “Bazı bilgilerin artık gizli kalmaması gerekiyor,” dedi. Meğer Melisa’nın evliliği sandığımız gibi masalsı değilmiş. Borçlar, başarısız yatırımlar ve yaklaşan bir boşanma… Zeynep’in fonu, onun son çıkış kapısıydı.
Zeynep her şeyi sessizce dinledi. Sonra derin bir nefes aldı. “Ben gitmiyorum,” dedi net bir şekilde. “Ne seninle, ne paranla.”
Melisa ayağa fırladı. “Sen çocuksun! Karar veremezsin!”
Avukat söze girdi. “Yanılıyorsunuz. Yaşı gereği beyanı mahkeme tarafından dikkate alınacak. Üstelik,” dedi bana bakarak, “onu büyüten kişi sizsiniz. Bu da çok güçlü bir bağ.”
Melisa’nın omuzları düştü. İlk kez gerçekten kaybettiğini anlamıştı. Çantasını aldı, kapıya yöneldi. Çıkmadan önce durdu, Zeynep’e baktı. “Bir gün pişman olacaksın,” dedi devamı sonrki syfda…