18 yaşındaki oğlum bir trafik kazasında ölümden döndü… ama araçtaki kadının kim olduğu gerçeğine hazır değildim.

18 yaşındaki oğlum bir trafik kazasında ölümden döndü… ama araçtaki kadının kim olduğu gerçeğine hazır değildim. Ben 48 yaşındayım. Adım Zeynep. Oğlum Emir ise benim tüm dünyam. Hayatın bütün yükünü yıllarca sadece ikimiz taşıdık. O gece saat 01.08’de beni arayıp, “Anne… Uyumayıp beni bekle, olur mu? Eve birini getiriyorum,” dediğinde sesindeki tuhaflığı hissetmiştim. “Biri… çok özel biri,” demişti. Sonra saat 02.03’te telefon çaldı. Kaza. Eski İstanbul Yolu. Kafa kafaya çarpışma. Hastaneye vardığımda Emir ameliyattaydı. Yanındaki kadın komadaydı. Kimliği yoktu. Bir hemşire elime küçük bir poşet sıkıştırdı. İçinden çıkan gümüş madalyonu açtığım an dünya durdu. Çünkü içindeki fotoğraf sadece tanıdık değildi… yıllardır görmediğim, artık bu dünyada kaldığını bile düşünmediğim bir parçaydı geçmişimin.

Fotoğrafta ben vardım.

Yirmi iki yaşındaydım o karede. Saçlarım omuzlarıma dökülüyordu, yüzümde toy bir gülümseme vardı. Yanımda da bir kadın duruyordu. İnce yüzlü, ela gözlü, dimdik bakışlı bir kadın… Selen.

Madalyon elimden düşecek gibi oldu. Parmaklarım uyuştu. Selen’in adını içimden bile geçirmeyeli yıllar olmuştu. Onu son gördüğüm günü, son söylediği cümleyi, yüzündeki kırgınlığı bir anda bütün ayrıntılarıyla hatırladım. O günden sonra ne onu arayabilmiş ne de geçmişimi gerçekten toprağa gömebilmiştim. Sadece üstünü örtmüştüm. Emir doğmuş, hayatım onun etrafında dönmeye başlamış, ben de kendime tek bir yemin etmiştim: Geçmiş geri dönmeyecekti.

Ama geçmiş, o gece hastanenin floresan ışıkları altında, bir madalyonun içinden bana bakıyordu.

Koridorun sonundaki yoğun bakım odasına doğru yürürken dizlerimin titrediğini hissediyordum. Kapının dar camından içeri baktım. Yüzü yaralanmıştı, saçlarının bir kısmı kana bulanmıştı, yüzünde zamanın bıraktığı izler vardı ama onu tanımamak imkânsızdı.

Selen oydu.

Bir adım geri çekildim. Nefesim yetmiyordu. Göğsüm daraldı. Elim duvara gitti. Yıllarca zihnimin karanlık bir köşesine kapattığım her şey, sanki aynı anda dışarı fırlamıştı.

Selen benim çocukluk arkadaşımdı. Mahallede herkes bizi kardeş sanırdı. Aynı sırayı paylaşmış, aynı hayalleri kurmuş, aynı gençliğin içinde büyümüştük. Sonra üniversite yıllarında yollarımız ayrılmış gibi görünse de biz bağımızı hiç koparmamıştık. Ta ki ben büyük bir hata yapana kadar.

Emir’in babası Murat’tı.

Ve Murat, Selen’in nişanlısıydı devamı icin sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar