19 yaşında oldukça kilolu genç kız


Beni konağın üst katındaki büyük odaya götürdüler. Kadınlar şakalaşıyor, gülüyor, kulağıma utandırıcı nasihatler fısıldıyordu.

Sonunda kapı kapandı.

Odada yalnız kaldım.


Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.

Aynanın karşısında kendime baktım.

Gelinliğimi çıkarmaya bile cesaret edemiyordum.

“Ya beni görünce pişman olursa?”

Bu düşünce zihnime saplanmıştı.

Bir süre sonra kapı açıldı.

Ferit içeri girdi.

Ben yatağın kenarında donmuş gibi oturuyordum.

Kapıyı kapattı ama yanıma gelmedi.

Masanın üzerindeki sandalyeye oturdu.

“Gülşen.”

Sesim çıkmadı.

“Benden korkuyor musun?”

Başımı sallamadım ama gözlerim doldu.

Sonunda ağzımdan şu sözler döküldü:

“Beni görünce pişman olacaksınız diye korkuyorum.”

Ferit kaşlarını çattı.

“Neden?”

Ellerimi karnımın üzerinde birleştirdim.

“Çünkü herkes benimle dalga geçiyor. Ben… diğer kızlar gibi değilim.”

Ferit bir süre bana baktı.

Sonra ayağa kalktı.

Kalbim hızlandı.

Ama yanıma geldiğinde sadece yere çömelip göz hizama indi.

“Seninle evlenmeden önce nasıl göründüğünü bilmiyor muydum sanıyorsun?”

Ne diyeceğimi bilemedim.

“Ben seni saklayarak görmedim Gülşen. Olduğun gibi gördüm.”

Sonra cebinden küçük, eski bir bez kese çıkardı.

Keseyi bana uzattı.

İçinden çocukken taktığım kırmızı bir boncuk çıktı.

Şaşkınlıkla yüzüne baktım.

“Bu sende ne arıyor?”

Ferit derin bir nefes aldı.

“On iki yıl önce dereye düşen küçük bir çocuğu hatırlıyor musun?”

Bir anda geçmiş gözümde canlandı.

Yedi yaşındaydım. Selden sonra taşan derenin kenarında oynayan bir çocuk suya düşmüştü. Ben bağırarak köylülere haber vermiş, sonra da uzanıp çocuğun kolundan tutmaya çalışmıştım.

Çocuk kurtulmuştu ama sonrasında ailesinin başka yere taşındığını duymuştum.

Ferit elindeki boncuğa baktı.

“O çocuk benim kardeşim Eren’di.”

Şoke oldum.

“Ne?”
Reklamlar