“Bazen dışarı itildiğiniz yer… sizi tam olarak olmanız gereken yere götürür.”
O zamanlar bu cümlenin ne anlama geldiğini bilmiyordum. Sadece bir teselli sözü gibi geliyordu. Kırılmış bir kalbin kendini avutmak için uydurduğu türden bir şey. Ama şimdi, geriye dönüp baktığımda… hayatımın en doğru cümlesi olduğunu kabul ediyorum.
Ben 23 yaşındaydım. Hayata dair beklentilerim sade ama güçlüydü: sevgi, güven ve huzur. Aşkın, her şeyi onarabileceğine inanıyordum. İnsanlar zor olabilir, hayat inişli çıkışlı olabilir… ama sevgi varsa, geri kalan her şeyin çözüleceğini düşünüyordum.
Onunla tanıştığımda bu inancım daha da güçlendi. Kocam… nazikti. Gözlerimin içine bakarken gerçekten beni görüyormuş gibi hissettirirdi. Çalışkandı, sorumluluk sahibiydi ve bana hep değer verdiğini hissettirdi. Onun yanında kendimi güvende hissediyordum. Sanki dünya ne kadar sert olursa olsun, onun kolları arasında her şey yumuşuyordu.
Ama bir şeyi hesaba katmamıştım.
Annesini.
İlk gün, daha kapıdan içeri adım attığım anda anladım. Bana baktığında gözlerinde sıcaklık yoktu. Ölçen, tartan, eksik arayan bir bakıştı bu. Gülümsemesi bile gerçek değildi; dudakları hareket ediyor ama gözleri bana “sen burada istenmiyorsun” diyordu.
“Hoş geldin,” dedi, ama sesi hoş gelmediğimi açıkça anlatıyordu.
O gün kendime şunu söyledim: Zamanla alışır. Kendimi sevdirebilirim.
Çünkü ben kötü biri değildim. Kimseye zarar vermemiştim. Sadece sevilmek istiyordum.
Ama bazı insanlar sizi tanımadan karar verir… ve ne yaparsanız yapın, o karar değişmez.
İlk haftalar küçük şeylerle başladı. Yemek yapışımı eleştirirdi. “Bizim evde böyle yapılmaz,” derdi. Temizlik yapardım, bir köşede görünmeyen bir tozu bulur, saatlerce onun üzerinden beni aşağılar gibi konuşurdu.
“Sen hiç ev işi öğrenmemişsin galiba?”
Gülümsedim. Sabrettim. Kendime sürekli “Bu geçecek,” dedim.
Ama geçmedi.
Zamanla sözleri daha keskinleşti. Daha kişisel oldu. Artık sadece yaptıklarımı değil, kim olduğumu hedef alıyordu.
“Ben oğlum için daha iyi birini hayal etmiştim.”
Bu cümleyi ilk duyduğumda içimde bir şey kırıldı. Ama yine de sesimi çıkarmadım. Çünkü eşimi seviyordum. Onunla kurduğumuz hayatın buna değeceğine inanıyordum.
Kocam çoğu zaman arada kalıyordu. Bunu hissedebiliyordum. Beni seviyordu, ama annesine karşı da çıkamıyordu. Onun yanında güçlü duran adam, annesinin karşısında susuyordu.
Ve ben… her gün biraz daha yalnızlaşıyordum.
Sonra o gün geldi.
Kocam şehir dışındaydı. İş için birkaç günlüğüne gitmişti. Evde sadece ben ve annesi vardık. O gün aslında diğer günlerden farklı başlamamıştı. Sabah erken kalktım, kahvaltı hazırladım, evi topladım.
Ama küçük bir hata yaptım devamı icin sonrki syfaya gecinz...