Üç ay önce hayatım ikiye bölündü. Yangından önce ve yangından sonra.
O gece anne ve babamı kaybettim. Alevlerin arasından 6 yaşındaki ikiz kardeşlerimi çıkarırken tek düşündüğüm şey nefes alıp almadıklarıydı. O günden sonra artık sadece ablaları değildim; onların sığınağı, evi, ailesi olmuştum.
26 yaşındayım. Gençtim, planlarım vardı. Ama hayat bana başka bir rol verdi. Ve ben o rolü tereddütsüz kabul ettim.
Nişanlım Furkan, ilk günden beri yanımdaydı. Kardeşlerimi “emanet” değil, aile olarak gördü. Onlarla ödev yaptı, parka götürdü, geceleri kabus gördüklerinde yanlarına koştu. Ama annesi Jale Hanım için aynı şeyi söyleyemem.
Onun gözünde ben, oğlunun geleceğini “yük” altına sokan biriydim. Kardeşlerim ise Furkan’ın “gerçek ailesinin” önünde bir engeldi.
Başta sadece mesafeli davrandı. Bayramlarda çocuklara harçlık verirken yüzüne bile bakmadı. Aile yemeklerinde onları yok saydı. Ama sabrımı taşıran olay, Furkan’ın şehir dışına gittiği hafta yaşandı.
O akşam işten geç çıkmıştım. Evde Furkan çocuklarla makarna yapıyormuş. Kapı çalınmış. Açtığında Jale Hanım elinde iki büyük valizle içeri girmiş.
Valizleri çocukların önüne bırakmış.
“Bunlar yeni ailenize taşınırken lazım olur. Burada uzun süre kalmayacaksınız,” demiş.
İkizler önce anlamamış. Sonra gözleri dolmuş. Biri diğerinin elini sıkmış. Küçücük sesleriyle, “Abla bizi bırakmayacak değil mi?” diye sormuşlar Furkan’a.
Jale Hanım kapıdan çıkmadan önce son cümlesini bırakmış:
“Oğlum kendi GERÇEK ailesini hak ediyor. Siz değil.”
Ve gitmiş.
Eve geldiğimde iki küçük beden koltuğun köşesinde birbirine sarılmış ağlıyordu. O an içimde bir şey kırılmadı; aksine çelikleşti.
Kimse onları ikinci kez terk edilmiş gibi hissettiremezdi.
Furkan’la sabaha kadar konuştuk. İlk kez annesine karşı net bir sınır koymaya karar verdi. “Bu böyle devam edemez,” dedi. “Ya ailemize saygı duyar ya da bu masada yeri olmaz.”
Planımızı o gece yaptık.
Bir hafta sonra Furkan’ın doğum günüydü. Küçük bir akşam yemeği organize ettik. Jale Hanım’ı özellikle davet ettik. Telefonda Furkan, “Anne, önemli bir karar aldık. Hayatımız değişecek,” dedi.
Merak etti. Geldi.
Sofrada herkes vardı. İkizler yanımda oturuyordu. Ellerini dizlerimin üzerinde tutuyorlardı; belli ki hâlâ tedirgindiler devamı icin sonrki syfaya gecinz...
Büyükbabam, 57 yıl boyunca her cumartesi büyükanneme çiçek getirirdi. Ölümünden sonra ise bir yabancı, çiçeklerle birlikte her şeyi değiştirecek bir mektupla kapımıza geldi.
35 yaşındayım ve uzun zamandır ilk kez gerçek aşkı bulduğuma inanmıştım
Onu aramıyordum. Ama öğrencilerimden biri tatil röportajı ödevi için beni seçtiğinde, 40 yıldır beni aradığını öğrendim