35 yaşındayım. Dul bir kadınım. Bekar bir anneyim.

35 yaşındaydım. Bir buçuk yıl önce eşimi, Kemal’i, ani ve acımasız bir şekilde kaybettiğim gün hayat ikiye bölünmüştü: Ondan önce ve ondan sonra. Ondan sonra olan kısım sessizlikti. Ev aynı evdi ama duvarların içi boşalmıştı sanki. En çok da kızım Defne değişmişti.

Defne on yaşındaydı. Eskiden mahalleyi ayağa kaldıran, her köşede arkadaş bulan, kahkahası sokaktan duyulan bir çocuktu. Babasının ölümünden sonra içine kapandı. Okuldan geliyor, odasına çekiliyor, kapısını kapatıyordu. Ne doğum günü heyecanı kalmıştı ne de bayram sabahı neşesi. Evdeki en büyük sessizlik onun suskunluğuydu.

Kemal her akşam Defne için saz çalardı. Bu onların ritüeliydi. Bazen bir türkü, bazen kendi uydurduğu melodiler… Defne babasının dizine başını koyar, gözlerini kapatırdı. Kemal öldükten sonra saz salonun köşesinde kaldı. Tozlandı. Kimse dokunmadı.

Bir gün mutfakta bulaşık yıkarken o sesi duydum.

Gerçek akorlar. Yanlış basılan ama kararlı bir elden çıkan sesler.

Kalbim hızlandı. Salona koştum. Defne elinde sazla donup kaldı.

“Okul için,” dedi aceleyle. “Yeni müzik öğretmenim, Hakan Bey ödev verdi.”

İlk kez gözlerinde kıvılcım gördüm. O an içimde bir şey yumuşadı. Eğer biri onu tekrar müziğe döndürebildiyse, minnet duymalıydım.

Günler geçtikçe Defne değişmeye başladı. Mutfakta mırıldanıyor, odasından melodi sesleri geliyordu. Sürekli “Hakan Bey anlıyor,” diyordu. “Bana kırılmışım gibi davranmıyor.” Bu cümle içime işledi. Çünkü herkes Defne’ye ya acıyarak ya da aşırı dikkatle yaklaşıyordu. Belki de gerçekten ihtiyacı olan buydu: Normal davranılmak.

Sonra yıl sonu gösterisi geldi.

Salon doluydu. Defne sahneye Kemal’in sazıyla çıktı. Sazı görünce boğazım düğümlendi. Bu, Kemal’in hatırasına dokunmaktı.

Defne ilk notaya bastı. Sesi titremedi. Gözleri kararlıydı. Çaldığı melodi Kemal’in her gece ona çaldığı ezgiydi.

Arkasında bir adım geride Hakan Bey duruyordu.

Başını kaldırdı.

Göz göze geldik.

Zaman geriye gitti.

Onu tanımıştım.

Hakan.

İlk aşkım. Üniversite yıllarımın deli dolu çocuğu. Bana sonsuza dek sürecek hayaller kurduran, sonra bir gün hiçbir açıklama yapmadan ortadan kaybolan adam.

Kanım buz kesti.

Gösteri bittiğinde Defne yanıma koştu. “Hakan Bey seninle konuşmak istiyor,” dedi heyecanla.

Koridorda onu beklerken kalbim gençlik yıllarımdaki gibi çarpıyordu ama bu kez öfkeyle.

“Derya,” dedi yumuşak bir sesle.

Kollarımı kavuşturdum. “Onun kim olduğunu biliyordun. Elindeki sazın kime ait olduğunu da biliyordun. Peki bizden ne istiyorsun?”

Kaçmadı. Savunmaya geçmedi. Çantasından eski, siyah bir defter çıkardı.

“Kemal bunu bana verdi,” dedi.

Elim titredi. “Ne demek verdi?”

“Üç hafta önce.”

Dünya başıma yıkıldı devamı icin sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar