350 Liralık Siparişin Arkasındaki Dev İyilik Hareketi

Etrafına kalın yün şallar ve incecik yorganlar sarmıştı. Televizyonun fişi çekikti, içeride çıt çıkmıyordu. Sadece dışarıdaki rüzgarın eski pencereleri sarsan uğultusu vardı. Müzeyyen Teyze, Can’ın elindeki kırmızı, üzerinde markanın devasa logosu olan pizza kutusuna sanki gökten inmiş bir mucize gibi bakıyordu.

‘Elektrik sobasını hiç açamıyorum çocuğum,’ dedi fısıltıya yakın bir sesle. ‘Fatura en son 1.800 lira geldi, ödeyemedim, kestiler. Eşimin Ege Üniversitesi Hastanesi’ndeki diyaliz masraflarından kalan 50.000 liralık borcu krediyle ödüyorum. Emekli maaşından elime sadece 3.000 lira geçiyor. İlaçlarımı almazsam kalbim dayanmıyor.’



Ardından, titreyen ve nasır tutmuş elleriyle ağzı düğümlenmiş bir naylon torbayı Can’a doğru itti. İçinde deste deste 1 liralar, hatta 25 kuruşlar vardı. ‘Sanırım bu 350 lirayı karşılar. Pazarda limon satarak biriktirdim, üç kere saydım, tam olması lazım.’

Can’ın içindeki o öfkeli genç adam bir anda kül olup uçtu. Eli havada asılı kaldı, parayı alamadı. Gözü, mutfağa doğru kaydı.

Yarısı paslanmış buzdolabının kapağı açık kalmıştı; çalışmıyordu zaten. İçinde çürümüş bir elma, bir sürahi su ve torba dolusu tansiyon hapından başka hiçbir şey yoktu. Müzeyyen Teyze bu pizzayı canı çektiği için değil, elleri soğuktan donduğu ve ocakta çorba kaynatacak tüpü bittiği için, hayatta kalmak umuduyla söylemişti.

‘Siparişin parası internetten ödenmiş teyze,’ dedi Can, boğazındaki düğümü yutkunarak. ‘Bu senin, bana borcun yok.’ Müzeyyen teyze endişeyle başını kaldırdı. ‘Yapma evladım, şirketin canını okur senin.

Maaşından keserler, yazık sana, genç adamsın.’ Can zoraki bir tebessümle, ‘Ben bölge müdürüyüm teyzem,’ dedi yalan söyleyerek. ‘Bizde böyle şeyler sorun olmaz, sen içini ferah tut.’ Yaşlı kadının gerilmiş yüz kasları gevşedi. Kutuyu kucağına aldı, kapağını açtığında o sıcak peynir kokusu yüzüne vurdu. Gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı. O anki ifadesi, Can’ın hayatı boyunca aklından çıkmayacak kadar sarsıcıydı.

Can evden çıktı. Motosikletinin yanına geldi, yağmur kaskından süzülüyordu ama o binmedi. Öylece durdu, Müzeyyen Teyze’nin penceresiz ve karanlık evine baktı. İçindeki tüm o bencil isyan duygusu yerini derin bir utanca ve ardından kocaman bir sorumluluğa bırakmıştı. Telefonunu çıkardı, merkeze mesajı yapıştırdı: ‘Abi motorun kayışı koptu, beni beklemeyin, yürüye yürüye geleceğim.’ Ardından motosikletine atladı. Ama dükkana gitmedi. Kendi cebindeki harçlıkla açık bir fırın bulup sıcacık ekmekler, bakkaldan tüp, peynir, çay ve zeytin aldı. Hatta gidip bir yapı marketin gece vardiyasından kalın, yeni bir kışlık battaniye satın aldı.

Eve döndüğünde, Müzeyyen Teyze pizzanın son dilimini saklama kabına koyuyordu; yarına saklıyordu. Can aldıklarını masaya dizdi. Müzeyyen Teyze ağlamaya başladı. Can onu sakinleştirirken etrafta harika işlemeli, el emeği göz nuru danteller, örtüler ve eski bir dikiş makinesi fark etti. ‘Bunlar nedir teyzem?’ diye sordu.

‘Gençliğimde terziydim evladım,’ dedi kadıncağız. ‘Gelinlik bile dikerdim ama artık kimse yüzüme bakmıyor, gözler de görmeyince bıraktım.

‘ Can, o an bir karar verdi. Telefonunun kamerasını açtı, Müzeyyen Teyze’nin yüzünü göstermeden sadece ellerini, o muhteşem el işlerini, bomboş buzdolabını ve o naylon poşetteki madeni paraları videoya çekti. Kendi sosyal medya hesabında, ‘Eşrefpaşa’da bir mucizeye ihtiyacımız var’ notuyla paylaştı.

O gece o video İzmir’de, ertesi gün tüm Türkiye’de viral oldu. Sosyal medyanın gücü, merhametle birleşmişti.

Ertesi sabah Eşrefpaşa esnafı, kasabı, manavı Müzeyyen Teyze’nin kapısına yığıldı. Bir hayırsever hastane borcunu tek kalemde kapattı. Can ise o dikiş makinesini tamir ettirdi.

Aylar sonra, Can kuryeliği bırakıp kendi e-ticaret işini kurduğunda, ilk ve en değerli tedarikçisi Müzeyyen Teyze oldu. Artık Müzeyyen Teyze’nin evinde elektrikler hiç kesilmiyor, soba hep harıl harıl yanıyor ve Can, ona ‘Ortak’ diye hitap ediyordu. Bir poşet dolusu bozuk para, sönen bir hayatı yeniden alevlendirmişti.
Reklamlar