36 Yıllık Evliliğimizde Hep Kilitli Tuttuğu Dolabı Ölümünden Sonra Açtırdım — Keşke Açtırmasaydım
On dokuz yaşımda Ahmet’le evlendim.
O zamanlar cebimizde fazla para yoktu ama birbirimize güvenimiz tamdı. Küçük bir apartman dairesinde, ikinci el koltukların üzerinde oturur; gelecek planları yapardık. Hayatımız sakin, ölçülü ve gösterişsizdi. Büyük sürprizler, dramatik kavgalar ya da gizemler yoktu. En azından ben öyle sanıyordum.
Yıllar birbirini kovaladı. Çocuklarımız olmadı ama eksik de hissetmedik. Birlikte alıştığımız bir düzenimiz vardı. Sabahları birlikte çay içer, akşamları aynı diziyi izlerdik. Ahmet güven veren bir adamdı. Sözünü tutar, sesini nadiren yükseltirdi.
Ama evimizin koridorunun sonunda duran bir dolap vardı.
Küçük, eski, ceviz kaplama bir dolap. Ve her zaman kilitliydi.
Evliliğimizin ilk yılında sormuştum.
“İçinde ne var?”
Gülümsemişti. “Eski evraklar. Karışık şeyler. Hiç ilginç değil.”
Ses tonu sakindi. Gözlerinde telaş yoktu. Ben de konuyu kapattım. Zamanla o dolap, evimizin bir parçası oldu. Tıpkı duvardaki çatlak ya da yıllardır değişmeyen perde gibi. Varlığını biliyordum ama sorgulamıyordum.
Ta ki onu toprağa verene kadar.
Ani bir kalp krizi dediler. Sabah çayını içmiş, gazeteye göz gezdirirken yere yığılmış. Hastaneye yetişememiş. “En azından acı çekmedi,” dediler. Bu cümle bana hiçbir şey hissettirmedi.
Cenazeden sonraki günler sisliydi. Ev aynıydı ama içi boşalmış gibiydi. Dolap kapakları açılıyor, çekmeceler kapanıyor ama sesler yankılanıyordu. Onun kıyafetlerini katlarken kokusunu içime çektim. Ceketinin cebinden eski bir fiş, bir bozuk para, yarım kalmış bir not çıktı.
Ama asıl ağırlık koridorun sonundaydı.
Onuncu gün bir çilingir çağırdım.
Kapının önünde dururken kalbim gereksiz yere hızlı atıyordu. Sanki bir suç işliyormuşum gibi. Çilingir kısa sürede kilidi açtı. Metalin kırılgan sesi koridorda yankılandı. “Tamamdır,” dedi ve gitti.
Kapıyı ben açtım.
İçeride düzenli şekilde dizilmiş kutular vardı. Toz yoktu. Yani Ahmet bu dolabı yıllarca açmıştı. “Eski evraklar” dediği şeyler, özenle saklanmış karton kutulardı.
İlk kutuyu açtım.
Fotoğraflar.
Genç bir kadın. Uzun koyu saçlı, gülümserken başını hafif yana eğen biri. Yanında Ahmet. Çok gençler. Fotoğrafların tarihine baktım. Evliliğimizden iki yıl önce.
İçim daraldı ama mantıklı olmaya çalıştım. Geçmişi olabilirdi. Herkesin vardır.
İkinci kutuyu açtım devamı icin sonrki syfaya gecinz...