52 Yıl Boyunca Karım Çatı Katını Kilitli Tuttu — Gerçeği Öğrendiğimde Hayatım Değişti.

Benim adım Rasim. Yetmiş sekiz yaşındayım. Karım Havva’yla elli iki yıllık bir evliliğimiz var. Hayatımızı Ege’de, denizi uzaktan gören eski bir ahşap konakta geçirdik. Gıcırdayan merdivenleri, cereyan yapan pencereleri ve kışın soba kokusunu içine çeken tahtalarıyla o ev bizim ömrümüz oldu. Üç çocuk büyüttük, şimdi yedi torunumuz var. Bayramlarda ev dolup taşar, kahkahalar duvarlara çarpar. O anlarda zaman geri sarılmış gibi olur.

Ama o evde, yıllar boyunca hiç değişmeyen bir şey vardı: çatı katının kapısındaki ağır pirinç kilit.

Taşındığımız ilk gün sormuştum. Havva, “Annemle babamdan kalan eski eşyalar. Dağınık, tozlu şeyler. Açmaya değmez,” demişti. Sesi sakindi. Gözleri de öyle. Ben de üstelemedim. İnsan sevdiği kadının sınırlarını öğreniyor zamanla. Merak ettim elbette ama güven meraktan ağır bastı.

Yıllar geçti. Çocuklar büyüdü, ev sessizleşti. Kilit yerinde kaldı.

Ta ki iki hafta öncesine kadar.

Havva mutfakta torunumuz için elmalı turta yapıyordu. Ben salonda haber izliyordum. Bir çarpma sesi duyuldu, ardından adımı haykırdı. Koştuğumda yerde yatıyordu. Kalçasını tutuyor, yüzü bembeyazdı. Hastanede kalça kırığı olduğunu öğrendik. Ameliyat iyi geçti ama uzun bir rehabilitasyon süreci gerekiyordu.

Eve ilk yalnız döndüğüm gece, sessizlik beni ezdi. Havva’nın mırıldanması, çay kaşığının bardağa çarpışı, terlik sesi… Hiçbiri yoktu. O boşlukta, ilk akşam üstü mutfağın üzerinden bir sürüklenme sesi geldi.

Önce kedi sandım. Ama ertesi akşam aynı saatte tekrarlandı. Yavaş, bilinçli bir hareket gibiydi. Çatı katı mutfağın tam üstündeydi.

Anahtar çekmecesini açtım. Kulübenin, bodrumun, eski dolapların anahtarları vardı. Ama çatı katınınki yoktu. Bu, seslerden daha çok huzursuz etti beni. Havva hiçbir şeyi eksik bırakmazdı. Demek ki bu anahtarı bilerek saklamıştı.

Üçüncü akşam, tornavidayla kilidi söktüm.

Kapıyı açtığımda yüzüme ağır bir toz kokusu çarptı. El fenerini yaktım. Eski kutular, örtülmüş sandalyeler, güvelenmiş paltolar… Tam da söylediği gibiydi. Ta ki arka köşedeki meşe sandığı görene kadar.

Diğerlerinden ayrıydı. Temiz sayılırdı. Üzerinde ikinci bir kilit vardı.

Ertesi gün rehabilitasyon merkezine gittiğimde konuyu açtım. “Yukarıdan sesler geliyor. Çatıya çıktım. Köşedeki sandıkta ne var?” dedim.

Havva’nın yüzü o an soldu. Gözleri korkuyla genişledi. Elli iki yılda ilk kez benden bir şey saklayan birinin bakışıyla baktı.

“Rasim… O sandığı açma,” dedi fısıltıyla. “Ne olur.”

Bu söz, beni daha çok itti.

Ertesi akşam sandığın kilidini de kırdım.

Kapağı kaldırdığımda beklediğim gibi eski kıyafetler ya da sararmış örtüler çıkmadı. Üstte bir dosya vardı. Altında mektuplar. Ve en dipte, küçük bir bebek battaniyesi.

Dosyayı açtım. Resmî evraklardı. Tarih, evliliğimizden iki yıl öncesine aitti.

Doğum belgesi.

Anne adı: Havva Demir.
Bebek: Erkek.

Nefesim kesildi devamı icn sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar