Benim adım Neriman. Altmış beş yaşıma girdiğim gün, aynanın karşısında uzun süre kendime baktım. Saçlarımda beyazlar vardı, yüzümde yılların bıraktığı ince çizgiler… Ama gözlerimin içinde hâlâ yaşama isteği vardı. Kocamı beş yıl önce kaybetmiştim. Çocuklarım kendi hayatlarını kurmuş, evim sessizliğe gömülmüştü. İnsanlar benim artık yalnızca torunlarımla vakit geçirip hayatın geri kalanını sakin sakin geçirmemi bekliyordu.
Ben ise ilk defa kendime şu soruyu sordum:
“Peki ya ben? Ben ne istiyorum?”
Cevabı çok geçmeden karşıma çıktı.
Adı Baran’dı. Otuz dokuz yaşındaydı.
İlk kez mahalledeki küçük kafede karşılaştık. Ben her zamanki köşemde çayımı içerken önümdeki kitap yere düştü. Baran eğilip kitabı aldı ve gülümseyerek bana uzattı.
“Sanırım bu kitap sizden kaçmaya çalışıyordu.”
Gülmüştüm.
“Belki de artık sıkılmıştır benden.”
“Bence tam tersine,” dedi. “İnsan sevdiği kitabı elinden düşürmez.”
O gün kısa bir sohbet ettik. Sonra ertesi hafta yine karşılaştık. Sonra bir hafta daha… Bir süre sonra onun beni görmek için kafeye geldiğini fark ettim.
Baran’ın bana bakışlarında acıma yoktu. Yaşımı unutmuş gibi davranmıyordu. Tam tersine, olduğum kadını görüyor ve bundan hiç rahatsızlık duymuyordu.
Bir akşam bana, “Sizin yanınızda kendimi garip şekilde huzurlu hissediyorum,” dedi.
Yeni gelişme var
İbrahim Saraçoğlu’ndan Böbrekleri Kurtaran Mucize: Mısır Püskülü
Bakın ne dedi