Hayatımın en karanlık gününde, ablamın inadının gölgesinde ezildiğimi sanmıştım. Kızımın cenazesiyle aynı güne altın günü koymuştu. Ama o gün, hiç beklemediğim bir kişi ayağa kalktı ve tek bir cümleyle hem gerçeği ortaya çıkardı hem de yıllardır sustuğumuz her şeyi değiştirdi.
Her şey üç gün önce başladı.
Kızım Elif’i ani bir trafik kazasında kaybettik. Daha on yedi yaşındaydı. Sabah okula giderken bir kamyonun freni patlamış… Hastaneye yetiştiğimizde doktorun yüzündeki ifadeden her şeyi anlamıştım. O an içimde bir şey sustu. Bir anne olarak nefes alıyordum ama yaşamıyordum artık.
Cenaze günü için hazırlık yaparken, telefonum çaldı. Arayan ablamdı, Nermin.
“Sana söylemeyi unuttum,” dedi sıradan bir şeyden bahseder gibi. “Bu perşembe altın günü bende. Kadınlara haber verdim haftalar önce. İptal edemem şimdi.”
Elim titredi. “Perşembe Elif’in cenazesi,” dedim fısıltıyla.
Kısa bir sessizlik oldu. “E, öğleden önce yaparsınız cenazeyi. Benimkiler de üçte gelir zaten. Hem eve biraz hareket olur.”
O an içimdeki acının yanına başka bir şey eklendi: kırgınlık değil, düpedüz öfke. Ama bağırmadım. Gücüm yoktu. Telefonu kapattım.
Perşembe geldi.
Evimiz taziye için doluydu. Siyah başörtüler, kısık sesler, okunan dualar… Elif’in fotoğrafı salondaki sehpanın üstündeydi. Gülüyordu. O gülüş kalbimi paramparça ediyordu.
Öğleye doğru cenazeyi kaldırdık. Toprağa verildiği an dizlerimin bağı çözüldü. “Anne, korkma,” der gibi bakıyordu son kez. Mezarlıktan döndüğümüzde evin önünde yabancı arabalar gördüm. İçim buz kesti.
Ablamın altın günü misafirleri gelmişti.
Kapının önünde topuk sesleri, fısıldaşmalar… Bir kadın, “Ay çok talihsiz olmuş ama Nermin de ne yapsın, tarih belliydi,” diyordu.
O an dünyam karardı.
İçeri girdiğimde ablam mutfakta ikram tabaklarını diziyordu. Üzerinde siyah değil, koyu mor bir elbise vardı. Beni görünce yüzü gerildi ama geri adım atmadı.
“Bak,” dedi, “hayat devam ediyor. Elif geri gelmeyecek.”
O cümle kulaklarımda çınladı. Elif geri gelmeyecek.
Tam o sırada salondan bir sandalye sesi duyuldu. Sert, kararlı bir ses.
“Nermin, yeter.”
Konuşan eniştemdi, Murat abi. Yirmi yıllık evlilikleri boyunca onu hep sessiz bilirdim. Nermin ne derse o olurdu. Ama o gün yüzü bembeyaz, gözleri doluydu.
“Elif benim de yeğenimdi,” dedi. “Bu evde bugün altın konuşulamaz. Bu evde bugün sadece acı var.”
Salondaki kadınlar susmuştu. Çay kaşıkları bile hareket etmiyordu.
Ablam sertçe döndü. “Sen karışma Murat! Kadınların günü bu—”
“Hayır,” dedi Murat abi, sesi ilk kez bu kadar yüksek çıkıyordu. “Bu bir vicdan meselesi. Sen haftalardır bu günü planlarken kardeşin hastane koridorlarında sabahlıyordu. Farkında bile değildin.”
Sözleri bıçak gibi indi ortama devamı icin sonrki syfaya gecinz...
Deprem Son Dakika
Bilinmeyen Mucizeleri Cennet Hurması
Doktorlar Elma Yemenin Bazı Hastalıklara Yol Açtığını Açıkladı