—Fatma Hanım, siz biraz eski düşünüyorsunuz. Modern anneler çocuklarına alan tanır.
Fatma, sevilmek için bile izin ister hale gelmişti.
Murat’ın paraya ihtiyacı olduğunda ise her şey değişirdi. Birden ortaya çıkar, ucuz çiçekler getirir, annesine sarılırdı:
—Sen benim hayatımdaki en önemli kadınsın, biliyorsun değil mi?
Fatma erirdi. Ardından istekler gelirdi: bir kira borcu, araba taksiti, Elif için “acil” bir kurs, “birkaç günlüğüne” borç… Mehmet Bey itiraz ederdi ama Fatma üzülmesin diye sonunda sessizce kabul ederdi.
Bir yılbaşı akşamı Fatma iki gün boyunca yemek hazırlamıştı: fırın kebabı, iç pilav, mezeler… Murat geç geldi, masaya baktı ve dedi ki:
—Anne, Elif böyle ağır yemekler yemiyor. Hep abartıyorsun.
Fatma hemen başka bir şey yapmaya kalktı. Elif gülümsedi:
—Merak etmeyin Fatma Hanım, biz zaten önce dışarıda yedik.
Fatma’nın elli dokuzuncu yaş gününde Murat, onu Üsküdar’da bir akşam yemeğine götürmeye söz vermişti. Fatma sabah erkenden hazırlanmış, yıllardır giymediği mavi elbiseyi giymişti. Saat altıda telefon çaldı.
—Gelemeyeceğim anne. İş çıktı.
O gece Mehmet Bey onu mutfakta ağlarken bulmuştu. Ertesi gün Murat ve Elif’in sosyal medyada arkadaşlarıyla mangal yaptığını gördü. İş yoktu. Sadece istememek vardı.
Mehmet Bey bunu biliyordu ama hiçbir şey yapmamıştı.
Ve şimdi o sessizlik, karşısında oturan oğlunun şiddetiyle geri dönüyordu.
Polis arabası evin önünde durdu. İki polis içeri girdi: genç bir kadın polis ve bıyıklı, deneyimli bir komiser. Komiserin bakışı doğrudan Fatma’nın yüzüne gitti.
—Aramayı kim yaptı?
—Ben —dedi Mehmet Bey—. Oğlum annesine vurdu.
Murat öne çıktı.
—Aile içi bir tartışma. Annem abartıyor. Önemli bir şey yok.
Komiser Fatma’ya baktı.
—Hanımefendi, oğlunuz size vurdu mu?
Fatma birkaç saniye Murat’a baktı. Murat dişlerini sıktı, sus der gibi bakıyordu. Elif başıyla uyarır gibi küçük bir hareket yaptı.
Ama Fatma’nın içinde bir şey kırıldı.
Elini yanağından indirdi.
—Evet —dedi—. Oğlum bana tokat attı.
Murat’ın gözleri büyüdü.
—Anne!
—Ve eşi alkışladı —diye ekledi Fatma, sesi titreyerek—. “Artık yerimi öğrenmeliyim” dedi.
Genç polis not aldı.
Elif araya girmeye çalıştı.
—Memur hanım, öyle değildi. Şakaydı, hepimiz gergindik.
Kadın polis sertçe baktı.
—Şiddeti alkışlamak şaka mı?
Elif sustu.
Murat panikledi.
—Baba, lütfen. Ben bir şirkette müdürüm. Bu duyulursa hayatım biter.
Mehmet Bey’in içi acıdı. Oğlunun derdi annesi değil, itibarıydı.
—Hayatını, elini annene kaldırdığın anda bitirdin —dedi.
Polisler Murat’ın ifade vermesi için karakola gitmesi gerektiğini söyledi. Murat bağırdı, küfretti, Mehmet Bey’i “kinci yaşlı adam” olmakla suçladı, Fatma’nın onu kışkırttığını söyledi, Elif’in tek anlayan kişi olduğunu tekrarladı.
Fatma ağlıyordu ama artık geri çekilmiyordu.
Murat götürülürken Elif kapıya kadar peşinden gitti, sonra Fatma’ya döndü:
—Tebrikler Fatma Hanım. Sonunda oğlunuzu mahvettiniz.
Fatma başını kaldırdı.
—Hayır Elif —dedi—. Ben sadece oğlumun bana saygı duymasını istedim.
Kapı kapandı.
Ev sessiz kaldı.
O gece Fatma uyuyamadı. Mehmet Bey de. Saat üçte Fatma sordu:
—Onu ne zaman kaybettik?
Mehmet Bey yanına oturdu.
—Belki de onu, tamamen kaybetmemek için her saygısızlığa göz yumduğumuzda kaybettik.
Günler sonra Murat serbest bırakıldı ama uzaklaştırma kararı verildi. Ailesine yaklaşamıyordu. Olay mahallede ve çalıştığı şirkette hızla yayıldı. Elif, ilk kez ağlayarak Fatma’yı aradı:
—Fatma Hanım, lütfen şikâyeti geri çekin. Murat işini kaybedebilir.
Fatma gözlerini kapattı.
—Bana vurduğunda alkışladınız.
—Hata yaptım.
—Hayır. Hata bardak kırmaktır. Sizinkisi zalimlikti.
Elif telefonu kapattı.
Bir hafta sonra Murat işini kaybetti. Ardından övündüğü Kadıköy’deki dairesini… Arkadaşları uzaklaştı. Elif’in ailesi de geri çekildi.
Ama en ağır darbe, Elif’in kuzeni Zeynep’in Fatma’yı pazarda bulup söylediği sözlerle geldi.
—Fatma Hanım… karışmak istemem ama Elif yıllardır sizi bir yük gibi anlatıyordu. Murat’ın, siz var oldukça hiçbir zaman tam anlamıyla onun olamayacağını söylüyordu.
Fatma’nın nefesi kesildi.
—Ne?
—Onu doldurdu. Sizi manipülatif, hastalık numarası yapan, evliliğine karışan biri gibi gösterdi. Ama en kötüsü tokattan sonra söylediği şeydi…
Fatma dondu.
—Ne dedi?
Zeynep yutkundu.
—“Sonunda Murat, annesinin asla affedemeyeceği şeyi yaptı” dedi.
Fatma cevap veremedi.
Çünkü o anda tokatın sadece bir patlama olmadığını anladı.
Yıllarca biriktirilmiş bir zehrin sonucuydu.
Ve gerçek hikâye henüz bitmemişti…
BÖLÜM 3
Gerçek, yağmurlu bir öğleden sonra tamamen ortaya çıktı.
Elif, Mehmet Bey ve Fatma Hanım’ın evinin kapısında belirdi. Sırılsıklamdı, makyajsızdı, gözleri şişmişti. Mehmet Bey kapıyı açmak istemedi ama Fatma Hanım, kapı aralığından onu dinlemek istedi.
—Şehirden gitmeden önce bir şey söylemeye geldim —dedi Elif.
Fatma Hanım cevap vermedi.
—Murat’la ayrıldık.
Mehmet Bey acı bir kahkaha attı.
—Ne kadar uygun. Parası ve mevkii varken her şey güzeldi. Şimdi işini kaybedince artık işine yaramıyor, değil mi?
Elif gözlerini yere indirdi.
—Haklısınız.
Fatma Hanım ürperdi. Bu dürüstlük beklediği bir şey değildi.
—Sizi ona ben ittim —diye itiraf etti Elif—. Çünkü siz kötü olduğunuz için değil… tam tersine. Murat sizi çok seviyordu.
Fatma Hanım’ın boğazı düğümlendi.
—Bu mu rahatsız etti seni?
—Evet. Beni hasta etti. Benim annem sizin gibi değildi. Bizim evde sarılmak yoktu, “yedin mi?” diye sorulmazdı, kimse sevdiği yemeği bile hatırlamazdı. Murat’ın sizden bahsetmesini, hâlâ onayınızı aramasını gördükçe hep ikinci planda kalacağımı hissettim.
—O zaman onu yok etmeye karar verdin —dedi Mehmet Bey.
—Sizi ondan uzaklaştırmaya karar verdim. Önce yorumlarla… sonra alay ederek… sonra “evli bir erkek annesine bu kadar bağlı olamaz” diyerek… Murat inanmaya başladı. Ve o tokattan sonra… kazandığımı düşündüm.
Fatma sessizce ağladı.
—Peki kazandın mı?
Elif başını salladı.
—Hayır. Annesine el kaldırabilen bir adam kazandım. Ve annesine el kaldıran bir adam, er ya da geç eşine de zarar verir.
O gün Elif gitti. Kimse durdurmadı.
Murat bir kez daha geldi. Daha zayıftı, gömleği kırışıktı, bakışları çökmüştü. Kapının önünde bir çocuk gibi durdu.
—Anne… affet beni. Her şeyi kaybettim.
Fatma Hanım ona baktı. İçinde hem sevgi hem acı vardı.
—Sen pişman olduğun için gelmedin Murat —dedi—. Yalnız kaldığın için geldin.
Murat ağladı.
—Ben senin oğlunum.
—Evet —dedi Fatma—. Ama ben senin paspasın değilim.
Murat yüzünü kapattı.
—Bana bir şans daha ver.
Mehmet Bey Fatma’nın yanında durdu, gerekirse tutmak için. Ama Fatma düşmedi.
—Bir şans, kapıyı açıp yeniden incinmek değildir. Gerçekten değiştiğinde bunu gözyaşınla değil, davranışınla görürüz. Şimdilik bu evin huzura ihtiyacı var.
Murat birkaç saniye daha durdu. Sonra hiçbir şey demeden uzaklaştı.
Aylar sonra Konya’ya taşındığı ve bir yedek parça dükkânında çalıştığı öğrenildi. İyi mi kötü mü olduğu bilinmedi. Ve ilk kez, bu belirsizlik onların hayatını yönetmedi.
Fatma terapiye başladı. Sonra lise diplomasını tamamlamak için açık öğretime yazıldı. Ardından bir ilkokulda gönüllü olarak masal okumaya başladı. İçinde hâlâ sevgi olduğunu keşfetti ama artık şunu biliyordu: sınır olmayan sevgi, bir kafese dönüşebilirdi.
Mehmet Bey yemek masasını sattı.
—Seni ağlarken gördüğüm masaya oturmak istemiyorum —dedi.
Daha küçük, açık renk ahşap bir masa aldılar. İlk yemek mercimek çorbası, tavuk sote ve ayrandı. Gösterişsizdi ama huzurluydu.
—Farklı bir tadı var —dedi Fatma.
—Yemeğin mi?
—Hayatın.
Bir de sokaktan sahiplenilmiş bir köpek aldılar: “Çakıl”. Fatma gülüyordu, köpek onu hiç bırakmıyordu.
—Bu hayvan bana bir tabak mamayı, Murat’ın otuz dört yıldır veremediği ilgiden fazla veriyor —dedi bir gün.
Mehmet Bey ne diyeceğini bilemedi.
Zamanla utanç hafifledi. Komşular Murat’ı sordukça Fatma artık saklamıyordu:
—Oğlum annesine zarar verdi. Sınır koyduk.
Bazıları şaşırdı, bazıları benzer hikâyeler anlattı. Fatma anladı ki acısı nadir değildi; nadir olan onu durdurabilmekti.
İki yıl sonra Fatma altmış bir yaşına girdi. Mehmet Bey onu ilk kez Mersin’e, denizi görmeye götürdü. Kumlara basınca çocuk gibi ağladı.
—Çok yıl kaybettik, yaşlı adam…
Mehmet Bey elini tuttu.
—Ama kalanları kaybetmedik.
O gece sahilde balık yediler. Fatma bir müzisyen grubuyla yanlış da olsa şarkı söyledi. Mehmet Bey onu videoya çekti. O görüntüde Fatma artık ezilmiş bir anne değil, kırılmış ama yeniden ayağa kalkmış bir kadındı.
Bazen Fatma hâlâ Murat’ın çocukluğunu özlüyordu. Dizleri yaralı koşan o çocuğu… sıcak çikolata isteyen halini… ama artık anladığı bir şey vardı: hatıralardaki çocukla, seni incitmeyi seçen yetişkin aynı kişi değildir.
Mehmet Bey de şunu öğrendi: baba olmak, çocuğun hatalarını yok saymak değildir. Sonuçlarına izin vermektir. Ve gerekirse, kendi kanından olsa bile birini korumaktır.
Çünkü bir kişinin sürekli aşağılandığı bir aile, aile değildir.
Bir hapishanedir.
Ve bazen kapıyı kapatmak, sevgiyi bitirmek değildir.
Bazen kapıyı kapatmak, yeniden yaşayabilmenin tek yoludur.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.