Kerem’in son cümlesinden sonra birkaç saniye boyunca konuşamadım.
Gölün üzerinde hafif bir rüzgâr esiyor, uzaktan insanların kahkahaları duyuluyordu. Her şey normal görünüyordu. Ama benim için dünya bir anda değişmişti.
“Kerem,” dedim titreyen bir sesle, “ne biliyorsun?”
Elimi bırakmadı.
“Önce bana kızmayacağına söz ver.”
“Nasıl kızmayayım? On yıldır bunun cevabını arıyorum.”
Kerem derin bir nefes aldı.
“Düğünümüzden yaklaşık üç hafta önce baban beni buldu.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Babam seni mi buldu?”
“Evet. Kimseye söylemeden benimle görüşmek istedi. İlk başta seni bırakmam için para teklif etti.”
İçimden soğuk bir ürperti geçti.
“Ne kadar?”
Kerem miktarı söylediğinde gözlerim büyüdü. O dönemde bizim için inanılmaz büyük bir paraydı.
“Ben kabul etmedim,” dedi. “Sonra bana başka bir şey söyledi.”
“Neyi?”
“Bana, senin aslında onların biyolojik kızı olmadığını söyledi.”
Sanki kafamın içinde bir şey patladı.
Bir süre hiçbir şey duyamadım.
“Ne?”
Kerem elimi sıktı.
“Ben de inanmadım. Babanın seni benden uzaklaştırmak için böyle bir yalan uydurduğunu düşündüm. Ama o gece bana bazı belgeler gösterdi.”
Ayağa kalkacak gibi oldum ama dizlerimin bağı çözüldü.
“Ben… onların kızı değil miyim?”
“Bunu sana söylemek benim görevim değildi,” dedi Kerem. “Bu yüzden yıllarca sustum.”
Gözlerim doldu.
“Peki neden şimdi?”
“Çünkü geçen ay bazı belgeler bana ulaştı. Ve o belgeler, babanın söylediği şeyin yalnızca yarı gerçek olduğunu gösteriyor.”
Kalbim daha da hızlı çarpmaya başladı.
“Ne demek yarı gerçek?”
Kerem cebinden küçük bir zarf çıkardı.
“Baban bana, senin doğduğun gün hastanede başka bir bebeğin öldüğünü ve senin biyolojik ailen tarafından terk edildiğini söyledi. Seni yıllar önce evlat edindiklerini iddia etti.”
Zarfı elime aldım.
“Peki gerçek ne?”
“Gerçek şu ki seni evlat edinmemişler.”
Kaşlarımı çattım.
“Anlamıyorum.”
Kerem sessizce devam etti:
“Sen onların biyolojik kızısın.”
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladı.
“Öyleyse neden babam sana böyle bir şey söyledi?”
“Çünkü seni kendi ailelerinden uzaklaştırmak için sana hayatın boyunca kullanabilecekleri bir yalan hazırlamışlardı.”
O anda çocukluğumun bazı parçaları zihnimde yeniden canlandı.
Annemin bana hiçbir zaman kız kardeşim kadar yakın davranmaması…
Babamın önemli aile meselelerinde beni hep dışarıda bırakması…
Bana hiçbir zaman şirketle ilgili gerçek bilgiler vermemeleri…
Ve özellikle de üniversiteden mezun olduğumda bana söyledikleri o garip cümle:
“Senin için zaten başka bir hayat planladık.”
O zaman bunu zengin bir aileye gelin gitmem için söylediklerini sanmıştım.
Meğer mesele çok daha farklıymış.
Kerem zarfı açtı.
İçinden eski bir hastane kaydı, birkaç banka belgesi ve fotokopileri çıkarıp masanın üzerine koydu.
“Bunları nereden buldun?”
“Babanın eski ortağı bana ulaştı.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“İş ortağı mı?”
“Evet. Onunla yıllar önce yaşanan bir anlaşmazlıktan sonra yolları ayrılmış. Ama adam ölmeden önce bazı belgeleri ailesine bırakmış. Oğlu da geçen ay beni buldu.”
Belgelerin üzerinde annemin ve babamın imzalarını gördüm.
Bir belgede benim doğum tarihim vardı.
Bir diğerinde ise yıllar önce kurulmuş bir vakıftan söz ediliyordu.
Kerem parmağıyla bir satırı gösterdi.
“Babanın şirketinin büyük kısmı aslında senin adına kurulmuş bir miras düzenlemesinin içindeymiş.”
“Benim adıma mı?”
“Evet.”
O anda her şey yerine oturmaya başladı.
Ailem beni neden iş ortaklarının oğluyla evlendirmek istiyordu?
Neden mirasla tehdit etmişlerdi?
Neden Kerem’den bu kadar korkmuşlardı?
Çünkü benim üzerimdeki serveti kontrol etmek istiyorlardı.
Kerem bana belgeleri gösterdikçe gerçek daha da korkunç hale geldi.
Babam, yıllar boyunca şirketin bazı varlıklarını benim üzerimde tutmuştu. Bunun nedeni beni korumak değildi.
Benim adıma kayıtlı malları ve hisseleri, ileride yapacakları bir anlaşmanın teminatı olarak kullanmışlardı.
Ben evlenirsem ve kendi kararlarımı vermeye başlarsam kontrolü kaybedeceklerdi.
Üstelik Kerem’in hukuk eğitimi almış olması ve belgeleri dikkatle incelemesi onların planını tehlikeye atmıştı.
“Yani…” dedim güçlükle, “beni senden ayırmak istemelerinin nedeni benim servetimi kaybetmekten korkmaları mıydı?”
“Evet.”
Başımı ellerimin arasına aldım.
On yıl boyunca kendimi suçlamıştım.
Ailemden vazgeçtiğimi düşünmüştüm.
Onları utandırdığımı, hayal kırıklığına uğrattığımı sanmıştım.
Oysa gerçek bambaşkaydı.
Onlar beni kaybetmekten değil, üzerimdeki güçlerini kaybetmekten korkmuşlardı.
“Peki neden bana gerçeği anlatmadın?” diye sordum gorsele devam edin detaylar diger sayfada....