Annem beni 3 aylıkken bir bisiklet sepetinde bırakıp gittikten sonra, babam beni tek başına büyüttü.

Babam beni üç aylıkken bir bisiklet sepetinde bulduğundan beri hayatımız hep biraz sıra dışıydı.
O zaman sadece 17 yaşında bir lise öğrencisiydi ve ertesi gün kendi mezuniyet töreni vardı.

O gece geç saatlerde çalıştığı küçük dükkândan eve dönerken, evin önündeki çitin yanında duran eski bir bisikleti fark etmişti. Normalde orada kimsenin bisiklet bırakmayacağını biliyordu. Merak edip yaklaşınca ön sepette bir battaniye gördü. Battaniyenin içinde ise ben vardım.

Battaniyenin arasına sıkıştırılmış küçük bir kâğıtta sadece iki cümle yazıyordu:

O senin. Ben bunu yapamam.

Babam o an donup kalmış. Henüz çocuk sayılacak yaşta biri için hayatın bütün ağırlığı bir anda omuzlarına çökmüştü. Ama kaçmamıştı. Beni kucağına almış, içeri girmiş ve o geceden sonra hayatı tamamen değişmişti.

Ertesi sabah mezuniyet törenine giderken bir elinde kep ve cübbesi, diğer elinde üç aylık bir bebek vardı. Ailemizden kalan tek fotoğraflardan biri o gün çekilmişti. Fotoğrafta babamın yüzünde hem korku hem de kararlılık görünüyordu.

Sonraki yıllar kolay geçmedi.

Babam gündüzleri inşaatlarda çalıştı, akşamları paket servis dağıttı. Üniversiteye gitme hayalini erteledi. Ama hiçbir zaman şikâyet etmedi. Saçlarımı nasıl öreceğini YouTube videolarından öğrendi, okul projelerime yardım etti ve doğum günlerimde evde küçük sürprizler hazırladı.

Ben büyürken hiçbir zaman kendimi eksik hissetmedim. Çünkü babam tek başına hem anne hem baba olmaya çalışıyordu.

Yıllar geçti.
Ve sonunda benim lise mezuniyet günüm geldi.

Babam sabah erkenden hazırlanmıştı. Gömleğini birkaç kez ütülediğini gördüm. Sanki benim değil de kendi mezuniyetiymiş gibi heyecanlıydı.

Okulun bahçesindeki tören alanına birlikte yürüdük. Sahaya girmeden önce bana dönüp gülümsedi.

“Bugün senin günün,” dedi. “Ben sadece uzaktan izleyeceğim.”

Tören başladı. Öğrenciler sırayla diplomalarını almak için çağrılıyordu. Kalabalık alkışlıyor, öğretmenler fotoğraflar çekiyordu. Ben de adımın anons edilmesini bekliyordum.

Tam o sırada kalabalığın içinden bir hareketlilik oldu.

Orta yaşlarında bir kadın ayağa kalktı ve doğrudan sahaya doğru yürümeye başladı. Güvenlik görevlileri ne yapacaklarını şaşırmıştı çünkü kadın çok kararlı görünüyordu.

Kadın birkaç adım kala durdu. Gözleri doğrudan bana kilitlenmişti.

Sanki beni yıllardır tanıyormuş gibi bakıyordu.

Sonra titreyen bir sesle konuştu.

“Tanrım…” dedi. “Gerçekten sensin.”

Kalabalık fısıldaşmaya başladı. Öğretmenler şaşkınlıkla birbirine bakıyordu.

Kadın bir adım daha yaklaştı ve sessizce şöyle dedi:

“Bugünü kutlamadan önce… baba dediğin adam hakkında bilmediğin bir şey var.”

O an bütün dünya durmuş gibiydi.

Herkes bana bakıyordu.

Ben ise sadece babama baktım.

Babam kalabalığın içinde birkaç metre ötede duruyordu. Yüzünde şaşkınlık vardı ama aynı zamanda derin bir sakinlik de görünüyordu.

Kadın konuşmaya devam etti.

“Ben… senin annenim,” dedi.

Kalabalık bir anda uğultuya boğuldu.

Kadın gözlerini benden ayırmadan sözlerini sürdürdü.

“Yıllar önce seni bıraktığımda çok gençtim. Korkmuştum. Ama gerçek şu ki… seni o bisiklete ben bırakmadım.”

Bu sözler herkesi daha da şaşırttı.

Kadın derin bir nefes aldı.

“Babana hamile olduğumu söylemiştim. Ama o zamanlar ikimiz de çok gençtik. O gece tartıştık. Ben gitmek istedim. Ama seni bırakıp giden ben değildim. Seni o eve götüren kişi… babandı.”

Kalabalık tamamen sessizleşti devamı icin sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar