Birkaç gün sonra belediyede nikâhımız kıyıldı. Ardından Neriman Hanım bütün kasabaya gösteriş yapmak için büyük bir düğün verdi. İnsanlar pilavlar, kebaplar yiyip halay çekerken bana ne kadar şanslı olduğumu söylüyordu. Murat ise bütün gece tekerlekli sandalyesinde sessizce oturdu. Gömleğinin boş kolları sallanıyor, bakışları sürekli yere kayıyordu. Bir canavar gibi görünmüyordu; sadece kırılmış bir adam gibiydi.
Kâbus ise aynı gece başladı.
Neriman Hanım beni evlilik odamıza götürdü. Elime tarçın kokulu sıcak bir süt verdi.
“İç kızım,” dedi tatlı bir sesle. “Bugün çok ağladın. Rahat uyumana yardımcı olur.”
Kapıyı kapattığında Murat odanın köşesinden bana korkuyla baktı.
“İçme onu,” diye fısıldadı boğuk sesiyle. “Dök gitsin.”
Ama ben o kadar yorgun ve sersemlemiştim ki çoktan birkaç büyük yudum almıştım bile. Onu dinlemedim ve kendimi yatağa bıraktım.
Saatler sonra boynumda hissettiğim sıcak nefesle uyandım. Oda karanlıktı. Büyük ve nasırlı bir el geceliğimin altına girip beni sertçe kavradı. Uyuşmuş zihnim birkaç saniye sonra gerçeği fark etti.
Murat’ın eli yoktu!
Gözlerimi korkuyla açtım. Ay ışığının vurduğu yüzü görünce çığlık atacaktım. Beni yatağa bastıran kişi kayınbiraderim Cemil’di; Neriman Hanım’ın büyük oğlu.
Dehşet içinde yere baktım. Murat yerde yatıyordu. Ağzına kirli bir bez tıkılmıştı, çaresizce kıvranıyordu ama kendini savunamıyordu.
Var gücümle bağırmaya çalıştım fakat Cemil ağzımı eliyle kapattı. Yüzünde hastalıklı bir gülümseme vardı.
Ve o anda başıma gelecek şeyin korkusuyla donup kaldım…
BÖLÜM 2
Cemil’in elini öyle bir öfkeyle ısırdım ki ağzıma kan tadı geldi. Acıyla küfredip geri çekildi. O an fırsatı bulup onu ittim ve komodinin üzerindeki lambayı yere düşürdüm. Lamba büyük bir gürültüyle parçalandı. Ses bütün konağın içinde yankılandı.
Kapıya doğru koştum ama kapı dışarıdan kilitlenmişti.
Tuzaktaydık.
Birkaç saniye sonra kapı sertçe açıldı. Neriman Hanım karşımda duruyordu. Saçı kusursuzdu, sabahlığında tek bir kırışıklık bile yoktu; sanki saatlerdir kapının önünde bekliyormuş gibiydi. Arkasında Cemil’in karısı Aysel görünüyordu. Yüzü kireç gibi bembeyazdı.
Ben titreyerek Cemil’i işaret ettim. Neriman Hanım’ın polisi çağırmasını bekliyordum. Ama o kadının ağzından çıkan sözler kanımı dondurdu.
“Ne büyük rezalet bu, Zeynep!” diye bağırdı sahte bir öfkeyle. “Bu eve geleli bir gece oldu, şimdiden kayınbiraderini baştan çıkarmaya mı çalışıyorsun?”
Cemil, gömleğini düzelterek utanmazca başını eğdi.
“Anne, bir ses duydum. Murat’a bir şey oldu sandım. İçeri girince bu kadın bana saldırdı,” dedi soğukkanlılıkla. “Benden faydalanmaya çalıştı.”
Nutkum tutulmuştu. Bu kadar büyük bir pişkinlik karşısında nefes alamadım. Yerde kıvranan Murat’a baktım. Neriman Hanım onu kaldırmaya bile tenezzül etmedi.
Koşup ağzındaki bezi çıkardım. Gözyaşlarımı durduramıyordum.
Ertesi gün Neriman Hanım bütün aileyi topladı. Amcaların, halaların, kuzenlerin önünde beni aşağılayıp küçük düşürdüler. “Sinirleri bozuk” bahanesiyle kimliğimi ve telefonumu elimden aldılar.
Sonra da bana imzalattıkları sözleşmeyi çıkardılar.
Meğer Neriman Hanım borcu sahte masraflar ve faizlerle katlamıştı. Eğer konuşursam, kaçmaya kalkışırsam annemin teneke çatılı küçük evine haciz göndereceklerini ve tedavisini kestireceklerini söylediler.
Artık resmen tutsaktım.
Sonraki aylar cehennem gibi geçti.
Beni evin hizmetçisine çevirdiler. Cemil her karşılaştığımızda yüzüme alaycı bir gülümsemeyle bakıyor, hiçbir şey yapamayacağımı bilmenin keyfini çıkarıyordu.
Ama hesaba katmadıkları iki şey vardı.
Birincisi, acı insanı daha zeki yapıyordu.
İkincisi ise Cemil’in karısı Aysel’in de artık bu cehennemden bıkmış olmasıydı.
Bir gece mutfakta bulaşıkları yıkarken Aysel eski bir tuşlu telefonu gizlice önlüğümün cebine bıraktı.
“Kayda al ve sakla,” diye fısıldadı gözlerime bakmadan. “Çocuklarımı artık bu canavardan koruyamıyorum.”
O günden sonra evin içinde dolaşan sessiz bir gölgeye dönüştüm.
Telefonu bazen salonun minderlerinin altına, bazen saksıların arkasına, bazen mutfağa saklıyordum. Neriman Hanım’ın hizmetçilere beni yalnız bırakmamalarını emrettiğini kaydettim. Cemil’in annemin “sadakayla yaşadığını” söyleyerek benimle alay ettiği anları kaydettim.
Ama asıl darbe sıcak bir mayıs öğleden sonrasında geldi.
Telefonu kereste atölyesindeki ofise gizlemiştim. Cemil ve Neriman Hanım rakı içip para yüzünden tartışıyordu.
Bir anda Cemil bağırmaya başladı:
“Bana baskı yapma anne! Dört yıl önce olanları anlatırsam sen de benimle batarsın! Elektrikli testerenin güvenlik sistemini ben bozdum, evet! Ama Murat’ı babamın mirasından çıkarmak için emri veren sendin! Ellerini senin açgözlülüğün yüzünden kaybetti! Şimdi de ya Zeynep konusunda beni korursun ya da hepimizi mahvederim!”
O gece odada Murat’la birlikte kaydı dinlerken ikimiz de ağladık.
Murat ellerini bir kazada kaybetmemişti.
Kendi ailesi onu miras için sakat bırakmıştı.
Murat gözleri öfkeyle kıpkırmızı olmuş halde bana baktı ve başını salladı.
Bu aileyi yıkmanın zamanı gelmişti.
Fırsat kısa süre sonra ayağımıza geldi.
Murat’ın babasının ölüm yıl dönümü için büyük bir mevlit okutulacaktı. Bütün akrabalar, imam, zengin dostlar ve kasabanın ileri gelenleri konağın büyük salonunda olacaktı.
Neriman Hanım o günü beni tamamen susturmak için seçmişti. Herkesin önünde bana bir belge imzalatacaktı; sözde kendi isteğimle bütün evlilik haklarımdan vazgeçtiğimi ve “akıl sağlığımın yerinde olmadığını” kabul edecektim.
Elinde evrak ve kalemle bana doğru yürüdü.
Salon sessizliğe gömülmüştü.
Ama onun bilmediği bir şey vardı.
Aysel’in eski telefonunu gizlice evin hoparlör sistemine bağlamıştım.
Havadaki gerilim nefes kesiyordu.
Ya şimdi… ya da asla.
BÖLÜM 3
“İmzala şunu kızım,” dedi Neriman Hanım kadife gibi yumuşak sesiyle. İmam, “dengesiz” gelinine rağmen aileyi bir arada tutmaya çalışan anlayışlı bir kayınvalide olduğuna inanarak ona hayranlıkla bakıyordu.
“Her şey ailemizin iyiliği için,” diye devam etti. “Artık bu evde rezalet çıkmasın.”
Kaleme baktım.
Salonun öbür ucunda kibirle sırıtıp duran Cemil’e baktım.
Çocuklarına sıkıca sarılmış, korkudan titreyen Aysel’e baktım.
Son olarak Murat’a baktım.
Tekerlekli sandalyesinde sessizce oturuyordu. Bana doğru hafifçe başını salladı. Dört yıldır içinde gömülü duran gücü ilk kez gözlerinde görüyordum.
“Biliyor musunuz Neriman Hanım?” dedim yüksek sesle. Misafirlerin fısıldaşmaları bir anda kesildi. “Ben hiçbir şey imzalamayacağım. Çünkü bu evdeki rezaletlerin sebebi ben değilim. Sizin yıllardır saklamaya çalıştığınız çürümüşlük.”
Neriman Hanım’ın yüzü bir anda bembeyaz oldu.
“Kes sesini!” diye bağırdı ilk kez o sahte azize maskesini kaybederek. “Aklını kaçırmış bu! Çıkarın onu buradan!”
Ama Cemil bana doğru yürümeye fırsat bulamadan telefonumu elbisemin içinden çıkardım ve kaydı çalıştırdım.
Sesi sonuna kadar açmıştım.
Biraz önce ilahilerin yükseldiği büyük hoparlörlerden şimdi Cemil’in sarhoş ve öfkeli sesi yankılanıyordu.
“Bana baskı yapma anne! Dört yıl önce olanları anlatırsam sen de benimle batarsın! Elektrikli testerenin güvenlik sistemini ben bozdum! Ama Murat’ı babamın mirasından çıkarmak için emri veren sendin! Ellerini senin açgözlülüğün yüzünden kaybetti!”
Kayıt bittiğinde salona çöken sessizlik hayatımda duyduğum en korkunç sessizlikti.
Murat’ın babasının eski dostlarından biri elindeki çay bardağını düşürdü. Bardak mermer zeminde paramparça oldu.
İmam yüzü bembeyaz kesilmiş halde dua okumaya başladı.
Neriman Hanım ise donup kalmıştı. Ağzından tek kelime çıkmıyordu. Gözleri benden salondaki insanlara kayıp duruyordu.
Cemil çıldırmış gibiydi.
“Yalancı kadın! O kayıt montaj!” diye kükreyerek üzerime atıldı.
Ama Murat tekerlekli sandalyesini öne sürüp onu durdurdu. İlk kez korkmadan kardeşinin karşısına dikilmişti.
Tam o sırada konağın büyük kapıları açıldı.
Aysel sabah erkenden jandarmayı aramıştı.
İki araç saatlerdir dışarıda benim işaretimi bekliyordu.
“Düğün gecesi bana ilaçlı süt içirdiğinize dair kayıtlar da var!” diye bağırdım salondaki herkes duysun diye. “Cemil’in bana saldırmaya çalıştığına dair kanıtlar da! Annemin ilaçlarıyla beni tehdit ettiğinizi de kaydettim! Hepsinin yedeği var!”
Neriman Hanım’ın kurduğu imparatorluk o gün herkesin gözleri önünde yıkıldı.
Yıllarca elini öpen insanlar bu kez onun kelepçelenişini izliyordu.
Cemil’le birlikte gözaltına alındığında gerçekten ağlıyordu artık. Şerefini, itibarını kurtarmak için yalvarıyor, bunun bir yanlış anlaşılma olduğunu söylüyordu.
Ama küçük kasabalarda kendini tanrı sananların gözyaşlarını adalet dinlemezdi.
Atölyede yapılan incelemelerden sonra Murat’ın dosyası yeniden açıldı. O “kaza” artık planlı bir saldırı ve ağır yaralama vakası olarak soruşturuluyordu.
Aylar geçti.
Bana zorla imzalattıkları borç sözleşmesi mahkeme tarafından iptal edildi. Tehdit ve şantaj kanıtlanmıştı.
Aysel, Cemil’den boşandı. Çocuklarının hakkı olan eve sahip çıktı. İlk kez korkmadan yaşayabiliyordu.
Murat ve ben ise bütün bu süreçte birbirimize garip bir şekilde bağlandık.
Bu bir dizi aşkı değildi.
Felaketin ateşinde kurulmuş bir dostluktu.
Bir gün annemin artık huzur içinde tedavi gördüğü devlet hastanesinin bahçesinde yan yana otururken boşanma evraklarını imzaladık.
İkimiz de gülümsüyorduk.
“Hayatımı kurtardın Zeynep,” dedi Murat yeni protezleriyle belgeleri bana doğru iterken.
Artık tanıdığım o kırılmış adam değildi. Babasından kalan kereste atölyesini geri almıştı.
“Birbirimizi kurtardık,” diye cevap verdim.
Bugün annem hâlâ benimle yaşıyor.
Dikiş makineme geri döndüm ama artık başım eğik değil. Kendi küçük atölyemi açtım.
Hayat bana acı bir şekilde öğretti ki yoksulluk bazen insanı gözlerini yere indirmeye zorlar. Umutsuzluk ise insanın kendi mahkûmiyetini imzalamasına neden olabilir.
Ama şunu da öğrendim:
Bir kadın korkmayı bıraktığında, dünyadaki hiçbir para, hiçbir güçlü soyadı ve din kisvesine bürünmüş hiçbir ikiyüzlülük gerçeğin ağırlığına sonsuza kadar dayanamaz.
Yaralar zamanla iyileşir.
Ama insan kaybettiği onurunu geri kazandığında, onu bir daha kimse elinden alamaz.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.