ANNEMİN HER YILBAŞI YEMEK GÖTÜRDÜĞÜ EVSİZ ADAMI BU YIL KARŞIMDA GÖRDÜĞÜMDE GÖZLERİME İNANAMADIM

Annem her yılbaşı akşamı muazzam bir sofra kurardı. Fırında nar gibi kızarmış tavuk, patates püresi, mis kokulu poğaçalar... Ve kendi hayatımızda ne kadar büyük krizler yaşarsak yaşayalım, annem her zaman o sofradan İKİNCİ BİR TABAK ayırırdı.

Bu tabak, mahallemizdeki çamaşırhanede yatıp kalkan Eren adındaki genç bir adam içindi. Annem onu asla görünmezmiş gibi hissettirmez, her yılbaşı ona şefkatle yaklaşırdı. Zamanla ailesini kaybettiğini öğrenince ona yemeğin yanında kalın bir mont, eldiven ya da market kartı da vermeye başlamıştı. Yıllar geçti, ben evden ayrıldım, kendi düzenimi kurdum.

Ve sonra... ANNEM HASTALANDI. Hastalık, odadaki en iyi kalpli insan olup olmadığınızla ilgilenmiyor. O zorlu sürece sadece bir yıl dayanabildi ve onu Ekim ayında kaybettim.

Aralık ayı geldiğinde sadece nefes alıyor, yaşamıyordum. Yılbaşı gecesi mutfakta annemin eski tenceresine boş boş bakarken zihnimde onun o yumuşak ama kararlı sesini duydum: "Eren'in o sıcak yemeğe ihtiyacı var. Bu bizim geleneğimiz."

Ağlayarak yemeği hazırladım. Tıpkı annemin yıllarca yaptığı gibi özenle sardım ve ellerim titreyerek çamaşırhaneye doğru yola çıktım. Kapıdan girip o tanıdık köşeye doğru yürürken adımlarım aniden durdu. Olduğum yerde donakaldım.

Çünkü Eren oradaydı. Ama hatırladığım o incecik battaniyenin altına saklanan, dünyada daha az yer kaplamaya çalışan o çaresiz adam değildi.

Ayaktaydı. ÜZERİNDE JİLET GİBİ BİR TAKIM ELBİSE VARDI.

Saçları özenle kesilmiş, sakalları tamamen tıraş edilmişti. Elinde ise BİR BUKET BEYAZ ZAMBAK tutuyordu. Beni gördüğü an gözleri doldu. Pürüzlü, titreyen bir sesle, "Geldin..." dedi.

Boğazım kilitlenmişti. Kalbim heyecanla çarparken, "Eren... Neler oluyor?" diye fısıldayabildim sadece.

Gözlerini gözlerime dikti. Derin bir nefes aldı ve bütün dünyamı altüst eden o cümleyi kurdu:

"Annen senden bir şey sakladı. Ölmeden önce de GERÇEĞİ SANA ASLA AÇIKLAMAMAM İÇİN benden söz almıştı..."

Odanın etrafımda döndüğünü hissettim. Annemin benden bunca yıl sakladığı o büyük sır neydi? Ve bu adamın aslında annemle olan bağlantısı neydi?

Odanın etrafımda döndüğünü, ayaklarımın altındaki o eski, yıpranmış çamaşırhane zemininin kayıp gittiğini hissettim. Annemin benden bunca yıl sakladığı o büyük sır neydi? Ve yıllarca köşede titreyerek oturan bu adamın aslında annemle olan bağlantısı ne olabilirdi?

Elimdeki sıcak yemek dolu tencereyi düşürmemek için plastik masalardan birine tutundum. Çamaşırhanenin soluk, beyaz floresan ışığı altında duran Eren’e bakıyordum. Üzerindeki o şık, lacivert takım elbise, kusursuz taranmış saçları ve elindeki o zarif beyaz zambaklar... O, yardıma muhtaç bir evsizden çok, başarılı bir iş adamına benziyordu.

"Lütfen, otur," dedi yavaşça, sesindeki o eski titrek, ürkek ton tamamen kaybolmuştu. Yerini kendinden emin ama bir o kadar da kederli bir ses tonu almıştı. Karşımdaki plastik sandalyeye yavaşça çöktüm. Gözlerimi ondan alamıyordum.

"Sen... Sen sokakta yaşamıyor muydun? Yani bunca yıl..." diye kekeledim.

Eren elindeki zambakları nazikçe masanın üzerine, annemin eski tenceresinin yanına bıraktı. Derin bir iç çekti. "Beş yıl öncesine kadar evet, sokaktaydım," diyerek söze başladı. "Ailemi, eşimi ve küçük kızımı korkunç bir yangında kaybettim. Hayatımı kaybetmedim belki ama ruhum o yangında onlarla beraber kül oldu. Yaşamak istemedim. Dünyanın en dibine, bu çamaşırhanenin o karanlık köşesine saklanıp ölümü bekledim. Ta ki annenle tanışana kadar."

Gözlerim dolmuştu. Annemin ona yemek getirdiğini biliyordum ama hikayenin bu kadar derin olduğunu hiç tahmin etmemiştim.

Eren hafifçe gülümsedi, gözleri uzaklara daldı. "Annen bana sadece yemek getirmedi. Bana her yılbaşı akşamı insan olduğumu hatırlattı. Bana adımla hitap eden, gözlerimin içine bakarak konuşan tek kişiydi. Üç yıl önce, bana o market kartlarını ve kıyafetleri verdiği bir akşam yanıma oturdu. Bana, 'Bu köşede çürüyüp gitmene izin vermeyeceğim, senin içinde hala yaşamak isteyen bir adam var' dedi. Annen gizlice benim için bir rehabilitasyon merkezi ayarlamış. Kendi birikiminden benim tedavi masraflarımı karşıladı."

Nefesim kesilmişti. "Annem... Kendi birikimini mi harcadı?"

"Evet," dedi başını sallayarak. "Tedavim bittikten sonra bana eski bir dostunun şirketinde iş buldu. Hayata yeniden tutundum. Çok çalıştım, terfi ettim ve şu an o şirketin ortaklarından biriyim. Kendi evim, kendi hayatım var. Ama annen, bütün bunları senden kesinlikle saklamamı istedi gorsele ilerleyin devamı sonraki sayfada...

Reklamlar