AYNI KADININ EVİNİ TAM SEKİZ YIL BOYUNCA HER PERŞEMBE TEMİZLEDİM

Çok gururluydu. Yardım istemeyi sevmezdi.”

Nesrin Hanım hafifçe gülümsedi.

“Senin gibi.”

Bu benzetme içime oturdu.

“Bir gün bana, ‘Anne, insanın parasız kalmasından daha kötü bir şey varsa o da herkesin sana acıyarak bakmasıdır,’ demişti.”

“Sonra?”

Nesrin Hanım’ın gözleri doldu.

“Ben de onun gururuna saygı duyduğumu sanıp geri çekildim.”

Sesi değişti.

“Ama bazen geri çekilmek saygı değildir Mine. Bazen korkaklıktır.”

Dudaklarını birbirine bastırdı.

“Melike maddi sıkıntılarını benden sakladı. Borçlandı. Oğlunun okul masraflarını tek başına karşılamaya çalıştı. Gece gündüz çalıştı. Yardım istemedi.”

Kalbimde tuhaf bir sıkışma hissettim.

“Şimdi nerede?”

Nesrin Hanım cevap vermeden önce uzun süre sustu.

“On yıl önce bir trafik kazasında öldü.”

Başımı eğdim.

“Başınız sağ olsun.”

“Teşekkür ederim.”

Sonra bana döndü.

“Melike öldükten sonra onun evinde bir defter buldum. Masraflarını yazdığı bir defter. Sayfaların kenarında küçük notlar vardı. ‘Annemden istemeyeceğim.’ ‘Bunu kendim halledeceğim.’ ‘Bir gün rahat edeceğiz.’”

Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

“Onu okurken şunu fark ettim: Kızımın güçlü olduğunu düşünerek kendimi kandırmışım. O aslında tek başına güçlü olmaya mecbur bırakılmıştı.”

Ne söyleyeceğimi bilemedim.

Nesrin Hanım devam etti.

“İki yıl sonra senin ilanını gördüm.”

“Benim temizlik ilanımı mı?”

“Evet. El yazın yamuktu. Telefon numaranın son rakamı da neredeyse okunmuyordu.”

İstemeden güldüm.

O da gülümsedi.

“Sonra geldin. İlk gün üç saat boyunca tek kelime şikâyet etmeden çalıştın. Çıkarken sana çay teklif ettim, ‘Kızımı okuldan almam gerekiyor,’ dedin.”

Bir sandalyeye oturdu.

“Sonra seni her hafta biraz daha tanıdım.”

Başımı salladım.

“Beni tanımıyordunuz.”

“Sen öyle sanıyordun.”

Sesi sert değildi.

Ama kararlıydı.

“Bir insanı tanımak için onunla her gün kahve içmek gerekmez Mine. Bazen onun davranışlarını izlemek yeterlidir.”

Sessizce dinledim.

“Bir hafta cüzdanımdan yere yüklü miktarda para düşürdüm. Sen masanın üzerine koyup üstüne not bıraktın.”

“Hatırlıyorum.”

“Bir keresinde sana yanlışlıkla fazla ödeme yaptım. Aynı gün geri getirdin.”

“Bu normal bir şey.”

“Senin için normaldi.”

Bir an durdu.

“Bir gün Ada hastaydı. İşe gelmeyeceğini düşündüm. Ama beni aradın. ‘Bugün gelemeyeceğim, ücret istemiyorum,’ dedin. Sonra ertesi hafta kaybettiğin günü telafi etmek için iki saat fazla kaldın.”

Boğazım düğümlendi.

“Bunların bununla ne ilgisi var?”

Nesrin Hanım tapuyu işaret etti.

“Her şeyi var.”

Sonra zarfın içinden başka bir kâğıt çıkardı.

Bu kez banka dekontuydu.

Rakamı gördüğümde gözlerim büyüdü.

“Bu para ne?”

“Onu Ada’nın üniversitesi için ayırdım.”

“Hayır.”

Kelime ağzımdan düşünmeden çıktı.

Nesrin Hanım şaşırdı.

“Mine…”

“Hayır. Bunu kabul edemem.”

Ayağa kalktım.

“Evi de kabul edemem. Parayı da.”

“Niçin?”

“Çünkü ben sekiz yıldır burada çalıştım. Ücretimi aldım. Borcumuzu ödedik. Hayatımızı çevirdik. Siz bana zaten ödeme yaptınız.”

“Bu ödeme değil.”

“O zaman sadaka.”

Nesrin Hanım’ın yüzündeki ifade değişti.

“Beni sekiz yıldır tanıyorsan, sana sadaka teklif edeceğimi gerçekten düşünüyor musun?”

Bu kez sustum.

“Sana bir şey verebilmek için sekiz yıl beklememin sebebi tam da buydu.”

Tekrar karşıma oturdu.
Reklamlar