HİKAYENİN DEVAMI
Mehmet bir süre cevap veremedi. Aysel’in gözlerine bakmaya cesaret edemedi, bakışlarını yere indirdi.
— Sen benim ailemdin… çocuklarımın annesiydin, — dedi sonunda kısık bir sesle. — Ama içimde bir şeyler değişti.
Aysel bu sözleri sakince dinledi. Canı yandı, ama artık gözyaşları gelmedi. Onu en çok acıtan, Mehmet’in başka bir kadına ilgi duyması değil, yıllarını bu kadar kolay geride bırakabilmesiydi.
— Hiçbir şey kendiliğinden değişmez, Mehmet, — dedi yavaşça. — İnsan değişmeyi seçer.
Kısa süre içinde Mehmet eşyalarını topladı ve evden ayrıldı. Boşanma süreci fazla uzamadı. Çocukları büyümüş, kendi hayatlarını kurmuşlardı. Ev Aysel’e kaldı. Mehmet Zeynep’le yaşamaya başladı. Küçük yerde haber çabuk yayılır; herkes konuştu.
Kimi üzüldü, kimi merakla baktı. Aysel ise başı dik yürüdü. Kendini “terk edilmiş kadın” olarak görmeyi reddetti.
İlk aylar zor geçti. Akşamları evin sessizliği ağır geliyordu. Bazen alışkanlıkla iki fincan çay koyuyor, sonra birini dolaba geri kaldırıyordu. Geceleri yalnızlık çöktüğünde ağladığı da oldu. Ama uzun sürmedi. Aynaya bakıp kendine şunu söyledi:
— Hayatım burada bitmiyor.
Zamanla günlerini farklı şeylerle doldurmaya başladı. Belediyenin kültür merkezinde açılan resim kursuna yazıldı. Gençliğinde çizmeyi çok severdi, ama hep ertelenmişti. Şimdi ilk kez fırçayı sadece kendi isteğiyle eline alıyordu.
Orada Kemal adında bir adamla tanıştı. Kemal duldu, sakin ve düşünceli biriydi. İlk başta sadece renklerden, ışığın tuvale nasıl düştüğünden konuştular. Sonra sohbetleri derinleşti. Kitaplardan, hayatın beklenmedik dönemeçlerinden söz ettiler.
— Resimlerinizde huzur var, — dedi Kemal bir gün, Aysel’in gün batımı tablosuna bakarken.
Aysel’in içi ısındı. Uzun zamandır biri ona böyle, gerçekten görerek bakmamıştı.
Acele etmedi. Yalnızlıktan kaçmak istemiyordu. Eğer biri hayatına girecekse, bu kendi isteğiyle olmalıydı, eksiklik duygusuyla değil.
Bu arada Mehmet’in hayatı düşündüğü gibi gitmedi. Başlangıçta Zeynep’le her şey heyecanlıydı. Yeni bir ilişki, yeni bir başlangıç hissi… Ama zaman geçtikçe günlük hayatın ağırlığı ortaya çıktı. Zeynep dışarı çıkmayı, gezmeyi, arkadaş çevresini seviyordu. Mehmet’in sağlık sorunlarına, içe kapanık hallerine sabrı azdı. Küçük tartışmalar büyümeye başladı.
Bir öğleden sonra Mehmet eski evin kapısına geldi. Aysel bahçede çiçekleri buduyordu.
— Konuşabilir miyiz? — diye sordu.
Aysel doğruldu, ona baktı. İçinde artık öfke yoktu. Sadece mesafe vardı.
— Ne hakkında?
— Hata yaptım, — dedi Mehmet. — Geçici bir heyecanı aşk sandım. Evi özledim. Seni özledim.
Aysel bir an sustu.
— Güveni ve alışkanlığı özlüyorsun, — dedi yumuşak ama net bir sesle. — Beni değil. Giderken hiç tereddüt etmedin.
Mehmet başını eğdi.
— Mutlu olmayı hak ettiğimi düşündüm.
— Ben de saygıyı hak ediyordum, — dedi Aysel. — En zor olan şey ihanetti değil. Bir süre kendimi yetersiz hissetmemdi.
Derin bir nefes aldı.
— Ama artık öyle hissetmiyorum. Geri dönmek istemiyorum.
Sözlerinde kin yoktu, sadece kararlılık vardı. Mehmet o anda gerçekten kaybettiğini anladı. Sadece bir eşi değil, yıllarca yanında durmuş bir hayat arkadaşını kaybetmişti.
Bir şey daha söylemek istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi. Sessizce arkasını dönüp gitti devamı icin sonrki syfaya gecinz...
40 yaş ve üzeri mutlaka tüketmeli…!
Beni hasta ve yalnız bırakan iki oğlum
Esra Erolda Gülendam Ferhat