Şiddetli yağmur nedeniyle bozulan deltanın kırsal yolunda, devrilen bir ağaç yüzünden kestirme bir patikaya girmek zorunda kaldı. Kamyonet çamur deryasına saplandı ve araç kapısının paslı demiri Selin’in sağ bacağını derin bir şekilde kesti. Telefon çekmiyordu, bacağı tutmuyordu ve ıssız bataklığın ortasında çaresizce kalakalmıştı.
Üçüncü günde yüksek ateş başladı ve yarası enfeksiyon kapıp çürümeye yüz tuttu. Selin, karnındaki bebeğinin hareketlerinin zayıfladığını hissettiğinde derin bir korkuya kapıldı. O an, yıllar önce afet bölgesinde birlikte çalıştığı Dr. Murat’ın anlattığı tıbbi bir yöntemi hatırladı: Larva terapisi. Doğada bulunan belirli larvalar, sadece ölü dokuları yiyerek enfeksiyonun kana karışmasını ve kangreni engelliyordu. Selin, bebeğini ve kendini hayatta tutabilmek için tıp tarihinin en zorlu ve tüyler ürpertici kararlarından birini verdi.
Beşinci günün sabahında, bölgede arama yapan orman işçisi Hasan kırılan dalların sesini duydu. Hastaneye helikopterle kaldırılan Selin’in bacağındaki sargıyı açan doktorlar şok geçirdi. Tam o sırada başhekim cerrah Dr. İhsan odaya girdi ve yarayı incelemeye başladıKıdemli cerrah Dr. İhsan, feryat eden genç doktoru durdurarak yaranın üzerindeki detaylara dikkat çekti. Larvalar tek bir sağlıklı dokuya bile zarar vermemiş, adeta bir ameliyat titizliğiyle sadece enfeksiyonlu alanı temizlemişti. Üstelik sargı bezi tam bir tıp uzmanının eliyle bağlanmıştı.
Selin bitkin bir sesle gözlerini açtı: “Ben 15 yıllık acil tıp teknisyeniyim…” dedi.
O an odadaki herkes gerçeği anladı. Selin, çaresizlik içinde kendi hayatını ve bebeğini kurtarmak için tıbbi bilgisini ekstrem bir hayatta kalma yöntemiyle uygulamıştı. Yapılan ultrasonda bebeğin kalp atışlarının son derece güçlü olduğu anlaşıldığında, beş gündür güçlü durmaya çalışan Selin gözyaşlarına boğuldu. Hem bebeği hem de bacağı kurtulmuştu.
Ertesi gün Selin, hasta yatağından annesi Melek Hanım’ı aradı. On altı yıllık gurur ve kırgınlık, telefondaki tek bir “Anne” kelimesiyle eriyip gitti. İki gururlu kadın, geçen yılların pişmanlığıyla birbirlerinden özür dilediler. Annesi ağlayarak, “Senin o tehlikeli mesleğinden hep korkmuştum ama seni bana ve hayata geri getiren yine o mesleğin oldu,” dedi.
İki hafta süren tedavinin ardından Selin, kendisini kurtaran orman işçisi Hasan’ın yardımıyla baba evine döndü. Annesi Melek Hanım, kapının önündeki sandalyede kızını bekliyordu. Yıllar sonra gerçekleşen bu kucaklaşma, geçmişin tüm kırgınlıklarını sildi atı.
Üç ay sonra Selin, sağlıklı bir kız çocuğu dünyaya getirdi ve ona Zeynep adını verdi. Annesiyle birlikte bahçeli evlerinde huzurlu ve yeni bir yaşama adım attılar.
Selin yaşadığı bu mucizevi olayı hiçbir zaman bir kahramanlık hikâyesi olarak görmedi. Bedenindeki yaraları tıbbi bilgi ve azim iyileştirmişti belki ama ruhundaki derin yaraları kapatan tek şey, on altı yıl sonra gelen o içten af dileyiş ve anne sevgisiydi. Bazı yaralar doktor gerektirirdi, bazıları zaman… Ama en derin yaralar, ancak bir insan “Seni özledim, özür dilerim” diyebildiğinde iyileşmeye başlıyordu.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.