Ben hamile bir kadınım ağzım burnumda. Kocam onu aldatığımı düşüyordu ama sonrasında ortaya çıkan şey herkesi çok şaşırtacaktı

Elimi karnımın üstünde gezdirirken nefesim daralıyordu. Dokuz ayın yükü yalnızca bedenimde değildi; kalbimde de ağır bir taş vardı. “Ağzı burnunda” derler ya, işte tam öyleydim. Geceleri uyku bana küsmüş, sabahları aynaya bakmaya çekinir olmuştum. Kocamın gözlerinde gördüğüm o şüphe, her gün biraz daha derinleşiyordu. Oysa ben kendimi biliyordum. Bildiğim tek şey, ona asla ihanet etmediğimdi.
Her şey bir akşam başladı. Mutfağın penceresinden sızan sarı ışık, masanın üstündeki çay bardaklarında titriyordu. Kocam, cümlelerini özenle seçiyormuş gibi konuştu. Sesi sakindi ama kelimelerin arasında saklanan öfkeyi hissediyordum. “Bir test yaptırmamız gerek,” dedi. “İçim rahat etsin.” O an kalbim göğsümden çıkacak sandım. “Ne testi?” dedim, bile bile sormuş gibi. Gözlerimin içine bakmadan, “Çocuğun…” diye başladı, cümlesini tamamlayamadı.

İşte o an, dünyam ikiye ayrıldı. Bir tarafında karnımdaki bebek, diğer tarafında yıllardır paylaştığım hayat. “Ben sana böyle bir şey yapmadım,” dedim. Sesim titredi ama kararlıydı. “Asla.” O ise suskun kaldı. Suskunluk bazen bağırmaktan daha yaralayıcıdır. “İstersen sen kendine yaptır,” diye ekledim. “Beni bu şüpheyle sınama.” Bu sözler onu daha da öfkelendirdi. Masadan kalktı, kapıyı sertçe kapattı. Ardından evin içinde yankılanan sessizlik kaldı.
Günler böyle geçti. Doktor kontrolleri, bebek kıyafetleri, yarım kalan konuşmalar… Evliliğimizin üstüne ince bir buz tabakası çökmüştü. Her adımda çatlayacak gibi. Annemle konuştuğumda, “Yuvanı koru,” dedi. “Bazen susmak gerekir.” Susmak… Ben zaten susuyordum ama içimde fırtınalar kopuyordu. Bir yandan da şunu düşünüyordum: Bu testi yaptırırsam, ortaya çıkacak bir gerçek var mıydı? Bildiğim, sandığım, bana anlatılan hayat gerçekten tam mıydı?
Bir gece, karnımdaki bebek sert bir tekme attı. Sanki bana bir şey söylemek ister gibiydi. O an karar verdim. Evliliğimiz bozulmasın diye, onun istediği testi yaptıracaktım. Ama bunu onunla konuşmadım. Kendime sakladım. Çünkü içimde tarif edemediğim bir korku vardı; sanki bilmediğimiz bir kapıyı aralayacaktık ve geri dönüşü olmayacaktı.
Hastanenin koridorları her zamankinden daha soğuktu. Adımlarım yankılandı. Hemşire gülümseyerek tüpü uzattı. “Sadece küçük bir örnek,” dedi. Küçük… O tüpün içinde belki de koca bir hayatın cevabı saklıydı. İşlem bittiğinde, derin bir nefes aldım. Eve dönerken sokaklar kalabalıktı ama ben yapayalnız hissediyordum.
Sonuçların çıkacağı günler, saatler gibi uzadı. Kocamla aramızdaki mesafe büyüdü. Bana bakıyor ama görmüyordu sanki. Bir akşam cesaretimi toplayıp, “Testi yaptırdım,” dedim. Yüzündeki ifade dondu. Sevinç mi, korku mu, bilemedim. “Sonuçlar gelince konuşuruz,” dedi kısa bir cümleyle.
O gün geldiğinde, zarf elimde titriyordu. Açmadan önce uzun süre baktım. İçimde bir ses, “Her şey değişecek,” diyordu. Kocam karşıma oturdu. Gözleri bana kilitlenmişti. Zarfı açtım. Harfler, sayılar… Bir an anlamlandıramadım. Sonra kelimeler netleşti. Çocuğun biyolojik babasıyla ilgili kısım… Orada yazan şey, ikimizin de bilmediği bir gerçeği fısıldıyordu…
Reklamlar