Bir baba, sekiz yıl boyunca eşini ve bebeğini kaybettiğine inanmıştı.

BÖLÜM 1
“Bu çocuk yok, Alparslan. Bu aile için o, doğmadan önce öldü.”

Süreyya Demir bunu oğluna, İstanbul Nişantaşı’ndaki görkemli yalısında çay içerken söyler gibi soğukkanlılıkla söylemişti. Yarbay Alparslan Demir, sekiz yıldır aynı hikâyeyi dinliyordu: eşi Elif’in İzmir’de özel bir hastanede doğum sırasında öldüğü ve bebeğin de hayatta kalamadığı.

Ama o öğleden sonra, Ege’ye yakın eski bir köydeki kerpiç evin önünde, Alparslan sekiz yaşlarında bir çocuğun kâğıttan uçakla oynadığını gördü. Saçındaki aynı girdap, bakışındaki aynı sertlik ve kaşının üzerindeki küçük yara izi… tıpkı onun çocukluğundaki gibi.

Alparslan donup kaldı.

Çocuk başını kaldırdı ve askeri üniformayı görünce sanki şeytan görmüş gibi kâğıt uçağı düşürdü. Eve doğru koşarak bağırdı:

—Anneanne, yine geldiler!

Alparslan’ın göğsü parçalanır gibi oldu.

İzinsiz şekilde avluya girdi. Orada, tahta bir sandalyede tespih çeken Fatma Yılmaz’ı gördü. Elif’in annesi… gözleri öfkeyle yanıyordu.

—Şimdi mi aklına geldi gelmek? —diye tükürdü— Sekiz yıl sonra, Alparslan.

Alparslan konuşmakta zorlandı.

—O çocuk… kim o?

Fatma Yılmaz acı bir kahkaha attı.

—Senin oğlun. Annenin “ölü” dediği çocuk.

O anda Emine ortaya çıktı. Demir ailesinin eski hizmetlisi… Elif’in ölümünden sonra ortadan kaybolan kadın. Alparslan’ı görünce dizlerine çöktü, ağlamaya başladı.

—Beni affedin komutanım… yapamadım. Anneniz çocuğu yok etmemi emretti. Öğrenirseniz kariyeriniz biter dedi.

Alparslan’ın dünyası başına yıkıldı.

—Annem mi yaptı bunu?

Emine titriyordu.

—Süreyya Hanım Elif’in taşralı olduğunu, bu aileye uygun olmadığını söylüyordu. Hastanede Elif öldüğünde size bebeğin de öldüğünü söylediler. Ama doğru değildi. Ben çocuğu gizlice alıp Fatma Hanım’a getirdim.

Çocuk kapının eşiğinde duruyor, korkuyla çerçeveyi tutuyordu.

—Adı Mert —dedi Fatma Yılmaz—. Ve her üniforma gördüğünde saklanır. Çünkü annenin adamları bizi tehdit etmeye geliyordu.

Alparslan bir adım attı ama Mert hızla geri çekildi.

—Beni götürmeyin —diye fısıldadı.

Alparslan’ın sesi kırıldı.

—Ben babanım.

Mert başını salladı, ağlayarak:

—Benim babam öldü.

Bu sözler Alparslan’ı canlı canlı gömdü.

Fatma Yılmaz ayağa kalktı ve ona yorgun bir öfkeyle baktı.

—Annen sadece Elif’i bizden almadı. Seni de çocuğundan kopardı. Ve sen, tüm madalyalarınla, hiç sormadın.

Alparslan başını eğdi. İlk kez üniforması ona ağırlık gibi geldi.

O anda Emine, gözyaşları içinde, herkesin duymaktan korktuğu gerçeği söyledi:

—Komutanım… Mert tek bebek değildi.

Alparslan başını kaldırdı.

—Ne dedin?

Fatma Yılmaz gözlerini kapattı, sanki o an yeniden yanıyordu.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

Reklamlar