Babam hiçbir teklifi kabul etmemişti.
Ölmeden önce bana bıraktığı belgelerde, hisselerin tamamını torunlarına devrettiğini öğrendim. Çocuklarım reşit olana kadar bu hisselerin yönetimiyle görevlendirilmiştim.
Ancak oğullarımın bu konuyla ilgilenmesini istememiştim. Üniversite hayallerini gerçekleştirmelerine odaklanmalarını tercih ediyordum.
Meğer Doruk ve Yaman bütün belgeleri aylar önce incelemişler!
Ödül töreni bittikten sonra yanımıza gelen organizasyon yetkilisi, bizi özel bir toplantı odasına davet etti.
İçeri girdiğimizde masanın başında tanıdık bir adam oturuyordu.
Babamın avukatı Haluk Bey!
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Haluk Bey, sizin burada ne işiniz var?”
Gülümsedi.
“Oğullarınız beni davet etti Jale Hanım. Sizin için küçük bir sürpriz hazırladılar.”
Tam o sırada kapı açıldı.
Cihan içeri girdi.
Arkasında İnci vardı.
“Burada neler oluyor?” diye bağırdı. “Bu toplantının benimle ne ilgisi var?”
Haluk Bey ayağa kalktı.
“Sanırım bunu öğrenmek sizin de hakkınız Cihan Bey.”
Önündeki dosyayı açtı.
“Bildiğiniz üzere, eski kayınpederiniz şirketinizin kuruluşunda önemli miktarda yatırım yapmıştı. Vefatından önce hisselerini torunlarına devretti.”
Cihan sabırsızlıkla sözünü kesti.
“Bunu biliyorum! Ama o hisselerin şirket yönetiminde hiçbir önemi yok!”
Haluk Bey gözlüğünü düzeltti.
“Öyle mi? Son sermaye artırımından sonra hisselerin dağılımını incelediniz mi?”
Cihan’ın yüzündeki ifade değişti.
Haluk Bey önüne birkaç belge koydu.
“Oğullarınız, annelerinin bilgisi dâhilinde yürütülen işlemlerle son yıllarda kendilerine kalan hisselerden doğan gelirleri yeniden yatırıma yönlendirdi. Ayrıca şirketinizin başka ortaklarından satılan hisselerin bir kısmını da satın aldılar.”
Cihan belgeleri eline aldığında elleri titremeye başladı.
“Bu olamaz! Bunlar daha çocuk!”
Doruk sakin bir sesle cevap verdi.
“On yedi yaşındayız. Yatırımlarla ilgili bütün işlemleri annemizin yasal temsilciliği ve avukatımızın desteğiyle gerçekleştirdik.”
İşte o anda ben de oğullarımın babalarından gizli tuttuğu gerçeğin büyüklüğünü anladım.
Haluk Bey bana dönerek açıkladı.
“Oğullarınız, dedelerinden kalan servetin önemli bir bölümünü değerlendirdi. Artık şirketin en büyük hissedar gruplarından birini temsil ediyorlar.”
Cihan öfkeyle masaya vurdu.
“Ben bu şirketi yıllarca büyüttüm! Şimdi çocuklarım gelip her şeye mi sahip olacak?”
Yaman babasının gözlerinin içine baktı.
“Biz senin hiçbir şeyini almıyoruz. Dedemizin bize bıraktıklarını koruyoruz.”
Cihan cevap veremedi.
Ancak birkaç saniye sonra bana döndü.
“Jale, bunları sen mi planladın? Benden intikam almak için mi yaptın?”
Yıllarca içimde biriktirdiğim bütün kırgınlıklar o anda yeniden canlandı. Ancak beklediği gibi bağırmadım.
“Hayır Cihan. Ben çocuklarımı büyütmekle meşguldüm.”
Tam o sırada beklenmedik bir şey oldu.
İnci masanın üzerindeki belgeleri incelemeye başladı. Ardından Cihan’a döndü.
“Sen bana bu hisselerin yıllar önce tamamen geri alındığını söylemiştin!”
Cihan cevap vermedi.
İnci’nin sesi yükseldi.
“Demek şirketle ilgili benden de bir şeyler sakladın!”
İkisi tartışmaya başlayınca Haluk Bey toplantının sona erdiğini bildirdi.
Ancak Cihan kapıya doğru yürüyen oğullarımın önünü kesti.
“Çocuklar, bir dakika! Ben sizin babanızım. Böyle bir durumda birbirimize karşı olmamız doğru değil.”
Doruk durdu.
“Biz sana karşı değiliz.”
Yaman söze devam etti.
“Ama seninle aynı tarafta olmak için de hiçbir sebebimiz yok.”
Cihan’ın gözleri doldu.
“Geçmişte hatalar yaptım. Belki yeniden başlayabiliriz.”
O an çocuklarımın vereceği cevabı merak ediyordum.
Çünkü ne kadar güçlü görünseler de içlerinde babalarına karşı taşıdıkları kırgınlığı biliyordum.
Doruk birkaç saniye düşündü.
“Bugün ödül aldığımız için mi bizimle yeniden görüşmek istiyorsun?”
Cihan sustu.
Yaman da ona baktı.
“Yoksa şirketin hisselerine sahip olduğumuzu öğrendiğin için mi?”
Bu iki soru, yıllardır duymadığı bütün suçlamalardan daha ağır gelmiş olmalıydı.
Cihan başını eğdi.
Oğullarım cevap beklemeden yanımdan geçip koridora çıktılar.
Arkalarından giderken Cihan son kez seslendi.
“Jale! Lütfen çocuklarla konuş. Onların babası olduğumu unutmalarına izin verme!”
Kapının önünde durdum.
“Onlar babalarının kim olduğunu hiçbir zaman unutmadılar. Ama sen onların kim olduğunu öğrenmek için tam 13 yıl bekledin.”
Ardından odadan çıktım.
O akşam eve döndüğümüzde oğullarımın madalyalarını salondaki masanın üzerine koyduk. Uzun süre üçümüz de konuşmadık.
Sonunda Yaman yanıma oturdu.
“Anne, sence bugün babama karşı fazla mı sert davrandık?”
Elini tuttum.
“Bu sorunun cevabını ben veremem. Babanızla nasıl bir ilişkiniz olacağına siz karar vereceksiniz.”
Doruk pencereden dışarıya bakıyordu.
“Ben onu affedebilir miyim bilmiyorum. Ama bütün hayatımı ona kızarak geçirmek de istemiyorum.”
Gülümsedim.
“Bazen affetmek, geçmişte yaşananları unutmak değildir oğlum. Sadece onların geleceğinizi yönetmesine izin vermemektir.”
Birkaç hafta sonra Cihan oğullarımıza bir mektup gönderdi.
Mektupta geçmişte yaptığı hataları kabul ediyor ve onlardan hiçbir beklentisi olmadan görüşmek istediğini söylüyordu.
Çocuklarım mektubu okudular. Ancak hemen cevap vermediler.
Aylar sonra, uluslararası bilim yarışması için yurt dışına gidecekleri gün Cihan’la kısa bir görüşme yapmaya karar verdiler.
Görüşmenin ardından yanıma geldiklerinde ikisinin de yüzünde huzurlu bir ifade vardı.
“Nasıl geçti?” diye sordum.
Doruk gülümsedi.
“Geçmişi değiştiremeyeceğini söyledik. Ama gerçekten isterse bundan sonra bizi tanımaya çalışabilir.”
Yaman da ekledi.
“Yalnızca başarılarımızı değil, başarısız olduğumuz günleri de görmesi gerektiğini anlattık.”
Oğullarıma sarıldım.
Bir yıl sonra ikisi de hayallerindeki üniversitelere kabul edildi. Dedelerinden kalan paranın bir bölümüyle maddi imkânları yetersiz başarılı öğrenciler için bir burs fonu oluşturdular.
Fonun adını duyduğumda yine gözyaşlarımı tutamadım.
“Birlikte Başarabiliriz.”
İlk burs töreninde Doruk bana dönerek, “Anne, bize verdiğin en büyük şey para ya da eğitim değildi. Kendimize inanmamızı sağladın,” dedi.
İşte o gün yıllardır taşıdığım son yükten de kurtuldum.
Çünkü 13 yıl önce Cihan bizi terk ettiğinde hayatımın bittiğini sanmıştım. Oysa bilmediğim şey, hayatımın en anlamlı bölümünün henüz başlamadığıydı.
Bugün geriye dönüp baktığımda eski kocamın yüzünün mosmor kesildiği o ödül törenini değil, oğullarımın sahnede birbirlerinin ellerini tuttuğu anı hatırlıyorum.
Çünkü insanın gerçek zenginliği, kendisini terk edenlerin bir gün pişman olması değildir. Gerçek zenginlik, bütün zorluklara rağmen sevgiyle büyüttüğü insanların başkalarına da umut olabildiğini görebilmektir.
Ve ben o gün anladım ki hayattaki en büyük zaferim, eski kocama kaybettiklerini göstermek değil, oğullarıma asla kaybetmeyecekleri bir vicdan bırakmaktı.