Boşanmamın üzerinden 15 yıl geçtikten sonra, eski kayınvalidemi bir çöp konteynerinin başında eşyaları karıştırırken buldum.

Boşanmamın üzerinden 15 yıl geçtikten sonra, eski kayınvalidemi bir çöp konteynerinin başında eşyaları karıştırırken buldum. 39 yaşındayım. Geçen aya kadar biri bana “geçmiş hâlâ insanın boğazını sıkabilir mi?” diye sorsaydı, güler geçerdim. O defteri kapattığımı sanıyordum. Yanılmışım.

On beş yıl önce, eşim Kerem’den boşandım. Gençtim, parasızdım ve fazlasıyla saftım. Onu aldatırken yakaladım. Hem de tek bir kadınla değil… Birden fazlasıyla. Herkes büyük bir kavga, gözyaşı ve rezalet bekliyordu.

Kimsenin beklemediği şey ise annesi Nermin Hanım oldu.

Gerçeği ona söylediğimde ağladı. Ama öyle sessiz, zarif bir ağlama değildi bu. İnsanın içini parçalayan, kontrolsüz gözyaşlarıydı. Ellerimi tuttu, bırakmadı.

“Ben onu böyle bir adam olarak yetiştirmedim,” dedi hıçkırarak.
“Çok üzgünüm. Sen daha iyisini hak ediyorsun.”

Adliye binasının merdivenlerinde bana sarıldı. Uzun uzun. O an, onu son görüşüm sanmıştım.

Yanılmışım.

Üç hafta öncesine kadar…

Şehir merkezinde bir lojistik firmasında çalışıyorum. O salı günü tam bir felaketti. Sistem çöktü, bir çalışan işi bıraktı, raporların üstüne kahve döküldü. Bunaldım. Nefes almak için arka tarafa çıktım.

Ve onu gördüm.

Çöp konteynerinin yanında çömelmişti. Üzerindeki ince, gri palto bedeninden büyüktü. Elleri titriyordu. Çöpten yarısı ezilmiş bir sandviç çıkarıyordu.

İlk anda tanıyamadım.

Sonra başını kaldırdı.

Mideme bir yumruk yemiş gibi oldum.

“Nermin Hanım?” diye fısıldadım.

Donup kaldı. Yüzü kıpkırmızı oldu. Ayağa kalkmaya çalışırken neredeyse düşüyordu.

“AMAN TANRIM… ÇOK ÖZÜR DİLERİM,” dedi panikle.
“Burada birinin olduğunu bilmiyordum. Hemen gidiyorum.”

“Dur,” dedim. Sesim niyetimden daha yüksek çıkmıştı.
“Lütfen. Gitme.”

Bana, sanki görülmeyi hak etmiyormuş gibi baktı.

“Burada ne yapıyorsun?” diye sordum usulca.
“Neden… buradasın?”

Gözlerimden kaçındı.
“Bunu görmene izin vermemeliydim.”

Sonra anlatmaya başladı.
Parça parça.
Kesik kesik.

Ve anlattıkları, sandığımdan çok daha karanlıktı bu beni şoka uğratmıştı…

Nermin Hanım’ın sesi titriyordu. Çöp konteynerinin kenarında, elindeki ezilmiş sandviçi sanki suç deliliymiş gibi saklamaya çalıştı. Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım; bir yandan onu buradan çekip almak istiyor, bir yandan da gözlerimin gördüğüne inanamıyordum.

“Gel,” dedim, “şuraya… içeri geçelim. Bir çay alalım. Konuşuruz.”

Başını iki yana salladı. “Hayır… hayır, yapamam. Ben… ben böyle görülmemeliyim.”

“Beni dinle,” diye fısıldadım, sanki yüksek sesle konuşursam bütün şehir duyacakmış gibi. “Şu an önemli olan kimsenin görmesi değil. Önemli olan sensin.”

Bir an gözleri doldu. Sonra, içindeki bir şey kırılmış gibi, küçük bir “peki” dedi.

Yakındaki küçük bir esnaf lokantasına girdik. Ocak sıcak, içerisi kalabalıktı. Ama Nermin Hanım, kalabalığın ortasında bile sanki görünmez olmak istiyordu. En dipte, duvara yakın bir masaya oturdu. Paltonun yakasını kaldırdı, ellerini masanın altına gizledi.

Çaylar geldiğinde, bardağı iki avucunun içine aldı. O an fark ettim: Parmaklarının uçları çatlamış, tırnakları kırılmıştı. Kendi kendime “Bu kadın bir zamanlar tertemiz, düzgün, gururlu biriydi” diye geçirdim. Şimdi karşımdaki, hayata yenilmiş gibi görünen bir gölgeydi.

“Anlat,” dedim yumuşakça. “Ne oldu?”

Başını eğdi. Uzun bir sessizlik oldu. Sonra, sanki boğazına takılan bir taş varmış gibi, kelimeler zorla döküldü.

“Kerem… Kerem beni bitirdi,” dedi.

İsmine bile katlanamazmış gibi yüzünü buruşturdu. Benim içim bir an için buz kesti.

“Boşandıktan sonra… sen uzaklaştın ya,” diye devam etti, “ben de… ben de onun düzeleceğine inandım. Bir anne işte. ‘Oğlum hata yaptı ama toparlar’ dedim. Önce iş değiştirdi. Sonra borçlar başladı.”

Bardaktaki çayı yudumladı, ama sanki boğazından geçmedi.

“Bir gün geldi,” dedi, “evin tapusunu istedi. ‘Anne, bankaya göstermem lazım. Kredi çekip iş kuracağım’ dedi. Ben de… ben de imzaladım.”

Ben sandalyemde gerildim. “Ne imzaladın?”

Gözleri bir an benimkine baktı. O bakışta utanç vardı, korku vardı, yılların pişmanlığı vardı devamı sonrki syfda...

Reklamlar