Bu eve gelin olarak girdiğinde

“Bu eve gelin olarak girdiğinde, ailemizin servetine göz dikmemek için miras ve mal varlığından feragat belgesini imzalaman gerekiyor.”

“Bu eve gelin olarak girdiğinde, ailemizin servetine göz dikmemek için miras ve mal varlığından feragat belgesini imzalaman gerekiyor.” Salonda bir anda sessizlik çöktü. Nermin Hanım’ın sesi sert ve buyurgandı. Masanın ortasına koyduğu belge herkesin dikkatini çekmişti. Elif bir an kâğıda baktı. Üzerinde resmi ifadeler, hukuk diliyle yazılmış uzun paragraflar vardı. Belgenin anlamı çok açıktı: Bu aileye gelin olursa, ileride hiçbir mal varlığı üzerinde hak iddia etmeyecekti. Salondaki herkes gözlerini ona çevirmişti. Elif’in kalbi hızlı atıyordu. Ama hikâye o ana gelene kadar uzun bir yoldan geçmişti.

Elif, Konya’nın küçük bir köyünde doğmuştu. Babası yıllardır tarlada çalışan bir çiftçiydi, annesi ise hem ev işleriyle ilgilenir hem de bahçede yetiştirdikleri sebzeleri pazarda satardı. Aileleri zengin değildi, hatta çoğu zaman ay sonunu zor getirirlerdi. Ama Elif’in ailesinin sahip olduğu bir şey vardı: onur. Babası ona çocukluğundan beri aynı şeyi söylerdi: “İnsan parasız yaşayabilir kızım… ama şerefsiz yaşayamaz.” Elif bu sözleri hiç unutmadı. Çok çalıştı, gece gündüz ders başında kaldı. Üniversite sınavını kazandı ve Ankara’da bir üniversitenin hemşirelik bölümüne yerleşti. Yıllar süren emeğin sonunda Ankara’daki büyük bir devlet hastanesinde hemşire olarak çalışmaya başladı. Hayatı yoğun ama gurur vericiydi.

İşte tam o dönemde Kerem ile tanıştı. Kerem İstanbul’da çalışan genç bir inşaat mühendisiydi ve işi gereği sık sık Ankara’ya geliyordu. Ortak bir arkadaşlarının akşam yemeğinde tanıştılar. Kerem sakin, saygılı ve kibirsiz biriydi. Elif’in doğallığına ve içtenliğine hayran olmuştu. Elif ise Kerem’in gösterişten uzak tavrını sevmişti. Sohbetleri uzadı, buluşmaları sıklaştı ve zamanla birbirlerine bağlandılar. Aylar sonra Kerem bir akşam Elif’e dönüp ciddi bir sesle, “Ben seninle bir hayat kurmak istiyorum,” dedi. Elif şaşırmıştı ama kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. Çünkü o da aynı şeyi hissediyordu.

Ancak Kerem’in ailesi vardı ve özellikle annesi Nermin Hanım… Nermin Hanım İstanbul’un köklü ve varlıklı ailelerinden birindendi. Hayatı boyunca statüye ve itibara önem vermişti. Oğlu için hayal ettiği gelin; varlıklı, tanınmış bir aileden gelen, sosyal çevrede dikkat çeken biriydi. Köy kökenli bir hemşire bu hayale hiç uymuyordu. Bir gün Kerem’e açıkça şöyle dedi: “Bu kız iyi olabilir ama bizim ailemize uygun değil.” Kerem ise sakin ama kararlı bir sesle cevap verdi: “Anne, ben onu seviyorum.” Nermin Hanım o gün tartışmayı uzatmadı ama içinde bir plan kurmaya başlamıştı.

Ve şimdi o planın en kritik anı yaşanıyordu. Nişan günü… Kerem’in İstanbul’daki evi akrabalarla doluydu. Salon çiçeklerle süslenmiş, uzun bir masa hazırlanmıştı. İnsanlar sohbet ediyor, kahkahalar yükseliyordu. Elif sade ama zarif bir elbise giymişti. İçinde biraz heyecan, biraz da gerginlik vardı. Her şey güzel gidiyordu… ta ki Nermin Hanım o belgeyi çıkarana kadar devamı icin sonrki syfaya gecinz...
Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz..

Reklamlar