Bunları burada ilk defa anlatıyorum

Bunları ilk defa anlatacağım. Şimdiye kadar kimseye bu kadar açık söylemedim, hatta kendime bile itiraf etmekten kaçtım. Kocam beni sürekli evde yalnız bırakıp gidiyordu. “İşim var”, “arkadaşlarla çıkacağım”, “kafam dolu” deyip kapıyı çekiyor, saatlerce, bazen gecelerce ortadan kayboluyordu. İlk zamanlar anlayış göstermeye çalıştım. Evlilik böyledir dedim, herkesin alanı olmalı. Ama zamanla ev sessizleşti, ben sessizleştim. Yanımda biri varken bile yalnız hissetmeye başladım.

Canım sıkıldığı için sosyal medyada vakit geçirmeye başladım. Önce masumdu. Gruplara girdim, yorumlar yaptım, tanımadığım insanlarla gündelik şeyler konuştum. Kimse kimseyi tanımıyordu zaten, sanki başka bir dünyaydı. Sonra bir adamla tanıştım. Konuşması farklıydı. Dinliyordu. Sorduğu sorular yüzeysellikten uzaktı. Bana “nasılsın?” dediğinde gerçekten cevabını merak ediyordu. O an kendimi uzun zamandır hissetmediğim kadar görünür hissettim.

Ona bekar olduğumu söyledim. Bunu söylerken içimde bir sızı oldu ama devam ettim. Çünkü o bekardı ve gerçeği söylersem konuşmanın biteceğini hissettim. Kendimi kandırdım. “Zaten evliyim ama yalnızım” diye düşündüm. Günlerce sohbet ettik. Mesajları bekler oldum. Telefonum titrediğinde içim kıpır kıpır oluyordu. Bana iyi geliyordu. Gülüyordum. Uzun zamandır ilk kez birinin varlığı bana hafiflik hissettiriyordu.

Geceleri sohbetlerimiz değişmeye başladı. Eşim uyuduğunda, ben sessizce telefona bakıyordum. Kelimeler daha cesur, daha açık hâle geldi. Bazen yazdıklarımızı okurken kalbim hızlanıyor, bir yandan da suçluluk duygusuyla boğuşuyordum. Ama yine de duramıyordum. Çünkü o mesajlarda kendimi kadın gibi hissediyordum. İstenen, merak edilen, arzulanan biri gibi.





Aylar geçti. Artık sadece yazmak yetmez oldu. Onu görmeyi, sesini yakından duymayı, dokunmayı istiyordum. Kendisi başka bir şehirde yaşıyordu. Arabası vardı. “Sen iste, hemen gelirim” diyordu. Bu cümleyi her söylediğinde içimde bir şeyler kopuyordu. Çünkü bu artık hayal değildi, gerçek olabilirdi. Ve gerçek olursa geri dönüşü olmayacağını biliyordum.

Bir gece, eşim yine geç geleceğini söyledi. O an karar vermedim, ama içimdeki ses sustu. Adama yazdım. Sadece “Gelseydin…” dedim. O ise hiç tereddüt etmedi. Saat sordu, adresi sordu. Parmaklarım titreyerek yazdım. Gönderdikten sonra telefonu elimden bırakıp salonun ortasında öylece kaldım. Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.

Saatler geçmek bilmedi. Kapı çalınana kadar defalarca vazgeçmeyi düşündüm. “Açmam” dedim. “Yokmuşum gibi davranırım.” Ama kapı çaldığında ayaklarım beni kapıya götürdü. Açtım. Karşımda onu gördüm. Fotoğraflardan tanıdığım yüz, şimdi birkaç adım ötemdeydi. Göz göze geldiğimiz an, aylarca biriken her şey bir anda üstüme çöktü.

O an ne doğruydu ne yanlış, ayırt edemedim. Sadece çok uzun zamandır bastırdığım duyguların artık taşacak yer bulduğunu hissettim. İçeri girdi. Kapıyı kapattım. Ve o kapıyla birlikte, hayatımda bir dönemi de kapattığımı o an bilmiyordum.

Ama asıl her şeyi altüst eden, o geceden sonra yaşananlardı. Çünkü bazen bir adım atarsın ve sandığından çok daha büyük bir uçurumun kenarına geldiğini, ancak geriye bakmaya çalıştığında fark edersin. Ve ben, o geceden sonra, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını çok geçmeden anladım.
Reklamlar