Altı aylık yurt dışı görevinin ardından Yüzbaşı Deniz Yılmaz, büyük bir özlemle Ankara’daki evine döndü. Bavulunda aldığı başarı madalyası, kalbinde ise eşi Merve’ye kavuşmanın heyecanı vardı. Ancak kapıyı açtığında karşılaştığı kadın, görev öncesinde vedalaştığı neşeli ve umut dolu eşi değildi.
Merve oldukça zayıflamış, yüzü solmuş, içine kapanmıştı. Deniz’i görünce eskisi gibi koşup sarılmadı. Sadece mesafeli bir ses tonuyla, “Hoş geldin Deniz.” diyebildi.
Bu soğuk karşılama Deniz’in içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk oluşturdu.
Tam o sırada annesi Nermin Hanım salona girdi. Üzerinde gösterişli takılar vardı. Arkasında ise Deniz’in küçük kardeşi Murat, Deniz’e ait saati ve deri ceketini kullanıyordu. İkisinin rahat tavırları dikkat çekiyordu.
Nermin Hanım, Merve’nin son zamanlarda duygusal davrandığını söyleyerek durumu geçiştirmeye çalıştı. Murat ise alaycı ifadeler kullanarak yalnızlığın insanları değiştirdiğini ima etti. Merve başını öne eğdi ve hiçbir şey söylemedi.
O gece Deniz, eşinin yatağın en kenarında uyuduğunu, kendisine dokunmaktan bile çekindiğini fark etti. Elini uzattığında Merve korkuyla irkildi.
Ertesi gün eski telefonunda silinmiş mesajları inceleyen Deniz, banka kayıtları, avukat görüşmeleri ve bazı resmi belgeler buldu. En dikkat çekeni ise kendisinin hiç imzalamadığı halde imzası taklit edilerek hazırlanmış şirket devir evraklarıydı.