Büyükanne, geçimini sağlamak için her mevsim ormana gitmek zorunda kalan yalnız bir kadındı. Bir gün yine mantar toplamak için çıktığı ormanda, kaçak avcıların kurduğu demir bir tuzağa yakalanmış bir kurt yavrusu buldu. Korkusuna rağmen yavruyu kurtardı. Ancak tuzağı açtıktan birkaç dakika sonra, arkasında kırılan bir dal sesiyle hayatının en tehlikeli anlarından biri başladı.
Ormanın kıyısındaki eski, sıvası dökülmüş evinde tek başına yaşıyordu. Emekli maaşı birkaç bin Türk lirasından ibaretti; elektrik, su ve ilaç masraflarını zar zor karşılıyordu. Bu yüzden ilkbaharda kuşburnu, sonbaharda mantar toplar; fazlasını pazarda satarak geçinmeye çalışırdı. Yıllardır aynı patikayı yürür, hangi ağacın dibinde mantar biter, hangi çalının altında böğürtlen olur ezbere bilirdi.
O sabah hava pusluydu. Gece çöken sis, toprağı ağır ve nemli bırakmıştı. Başörtüsünü sıkıca bağladı, bez torbasını koluna taktı ve ağır adımlarla ormana girdi. Yapraklar ayaklarının altında hışırdıyor, uzaklardan bir ağaçkakanın tok sesi duyuluyordu. Her şey alışıldık ve sakindi.
Derken o sesi duydu.
İlk anda bir çocuğun ağladığını sandı. İnce, titrek ve acı dolu bir sesti. Yüreği hızlandı. Bu saatte ormanda bir çocuk olamazdı. Sesin geldiği yöne doğru dikkatle ilerledi. Çalıları araladığında gördüğü manzara içini parçaladı.
Küçük bir kurt yavrusu, ön patisi demir bir tuzağa sıkışmış halde çırpınıyordu. Metal dişler etine geçmiş, kürkü kana bulanmıştı. Yavru hırlamak istiyor ama gücü yetmediği için yalnızca zayıf bir inilti çıkarıyordu.
Büyükanne bunun kaçak avcı işi olduğunu hemen anladı. Bu tuzaklar bazen günlerce kontrol edilmez, hayvanı yavaş yavaş ölüme terk ederdi. Ama asıl korkutucu olan şuydu: Anne kurt büyük ihtimalle yakınlardaydı.
Bir an tereddüt etti. Sonra dizlerinin titremesine aldırmadan çömeldi. “Korkma,” diye fısıldadı, sanki karşısında bir bebek varmış gibi. Üzerindeki yün atkıyı çıkarıp yavrunun ağzına nazikçe doladı. Elleri titriyordu. Soğuktan mı, korkudan mı kendisi de bilmiyordu.
Tuzak sertti. Mekanizmayı bulduğunda tüm gücüyle bastırdı. Metal gıcırdadı ama açılmadı. Dişlerini sıktı, tekrar denedi. Omuzları sızladı. Son bir hamleyle bastırdığında tuzak aniden gevşedi.
Kurt yavrusu patisini hızla çekti, sendeleyerek birkaç adım geri gitti. Büyük, korku dolu gözlerle kadına baktı.
Tam o sırada arkasında bir dal kırıldı.
Büyükanne ağır ağır doğruldu. Kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi. Çalıların arasından iri, gri bir siluet çıktı. Anne kurt.
Hayvanın gözleri sabitti. Ne hırlıyor ne de saldırıyordu. Sadece bakıyordu. O bakışta hem öfke hem de tetikte bir dikkat vardı.
Büyükanne kıpırdamadı. Kaçamayacağını biliyordu. Koşarsa av olurdu. Elleri iki yanında, olduğu yerde durdu. “Ben zarar vermedim,” diye fısıldadı titrek bir sesle. “Yardım ettim.”
Kurt yavrusu hafifçe sendeleyerek annesine doğru yürüdü. Patisi kanlıydı ama basabiliyordu. Anne kurt yavruyu kokladı, sonra başını kaldırıp tekrar kadına baktı.
O an zaman durmuş gibiydi. Rüzgâr ağaçların arasında uğulduyor, yapraklar kıpırdıyordu. Büyükanne gözlerini kaçırmadı ama meydan da okumadı. İçinde garip bir sakinlik vardı. Yapması gerekeni yapmıştı.
Anne kurt bir adım attı.
Büyükanne nefesini tuttu devamı icin sonrki syfaya gecinz...
Deprem Son Dakika
Bilinmeyen Mucizeleri Cennet Hurması
Doktorlar Elma Yemenin Bazı Hastalıklara Yol Açtığını Açıkladı