Gül Çalısının Altındaki Sır
Büyükannem öldükten tam bir yıl sonra sözümü tuttum.
En sevdiği gül çalısını söktüm.
Köklerin altından birkaç eski anı, belki solmuş bir toka ya da çocukluğuma ait bir oyuncak çıkmasını bekliyordum. Bunun yerine, onun mezara kadar sakladığı ve hayatımızı geri dönülmez şekilde değiştiren bir sırrı ortaya çıkardım.
Benim adım Bonnie. 26 yaşındayım. Hayat bana çok erken şunu öğretti: Aile sadece kan bağı değildir. Aile, en çok düştüğünde elini uzatan kişidir. Ve bazen, bunu yapanlar sandığın insanlar olmaz.
Kuzey Michigan’da, kışların insanı hem içine kapatan hem de birbirine yaklaştıran küçük bir kasabada büyüdüm. Ahşap verandalar, soba çıtırtıları ve komşularına biraz fazla güvenmek zorunda kaldığın uzun geceler… Bizim dünyamız buydu.
Annem Mary, okul hemşiresiydi. Ama evin asıl kalbi büyükannem Liz’di. Zengin değildi. Gösterişli hiç olmadı. Ama yanında durduğunda, her şeyin yoluna gireceğine inanırdın. Sessizdi ama o sessizlik insanı sakinleştirirdi.
Benim sığınağım oydu.
Okuldan sonra evine gider, çamaşır katlamasına yardım eder ya da o eski, sapı aşınmış soyma bıçağıyla elma dilimleyişini izlerdim. Evi her zaman Ivory sabunu ve tarçın kokardı. O koku hâlâ burnuma gelir bazen.
Büyükannemle teyzem Karen arasındaki gerginliği çocukken tam anlayamamıştım. Karen, annemden on yaş büyüktü. Üniversiteyi bitirir bitirmez kasabadan kaçmış, Chicago’da kendine yeni bir hayat kurmuştu. Pahalı parfümler, parlak daireler, bizi geride bırakılmış bir sayfa gibi gören bir bakış…
Ama büyükannem onun hakkında tek bir kötü söz söylemedi devamı sonrki syfda…