CENAZESİNDEN SONRA AVUKATI BENİ BİR KENARA ÇEKİP, “SİZE GÖSTERMEM GEREKEN BİR ŞEY VAR. O SİZİ TESADÜFEN SEÇMEDİ!” DEDİ.

Yıllarca babamın mezarına çiçek götürmüştüm. Doğum günlerimde fotoğrafına bakarak onunla konuşmuş, büyüdüğümde nasıl bir insan olduğumu göremediği için üzülmüştüm.
Meğer babam hayattayken ikimiz de birbirimizin öldüğüne inanmıştık.
Peki, Süheyla Hanım neden benimle evlenmek istemişti?
Cevabı öğrenmek için avukata döndüm.
"Süheyla Hanım beni nasıl buldu?"
Avukat çantasından başka bir dosya çıkardı.
"Babanızın ölümünden sonra sizi aramaya başlamış. Annenizin de birkaç yıl önce hayatını kaybettiğini öğrenmiş. Sonunda yaşadığınız şehri bulmuş."
"Öyleyse neden karşıma çıkıp gerçeği anlatmadı?"
"Çünkü kendisinden nefret edeceğinizi biliyordu."
Avukat kısa bir sessizliğin ardından devam etti.
"Sizin gönüllü olarak bakım merkezinde çalıştığınızı öğrendiğinde oraya yerleşmek için başvurmuş. Sizinle tanışabilmek için."
Duyduklarıma inanamadım.
Demek ki onunla karşılaşmamız, birlikte geçirdiğimiz bütün o öğleden sonralar ve bana anlattığı hayat hikâyesi önceden planlanmıştı.
"Peki ya düğün? Bunu neden istedi?"
Avukat başını eğdi.
"Çünkü babanızla evlenmeyi yıllarca istemiş ama babanız onu hiçbir zaman eş olarak görmemiş. Kendisine âşık olduğunuzu düşünmenizi istemedi. Yalnızca hayatında ilk kez birinin onu hiçbir karşılık beklemeden seçmesini arzuluyordu."
Bu sözler içimdeki öfkeyi daha da artırdı.
Bana iyilik yaptığımı düşündürerek kendi vicdanını rahatlatmıştı.
Tam arabadan çıkacakken avukat koluma dokundu.
"Bir şey daha var. Süheyla Hanım size oldukça büyük bir miras bıraktı."
Sertçe yüzüne baktım.
"Onun parasını istemiyorum!"
Avukat anlayışla başını salladı.
"Bunu söyleyeceğinizi tahmin etmişti. Bu yüzden mirasla ilgili karar vermeden önce sizi bir yere götürmemi istedi."
Ertesi sabah avukatla birlikte şehir dışındaki eski bir eve gittik.
Evin önündeki paslı kapıyı açtığımızda küçük, bakımsız bir bahçeyle karşılaştık.
Avukat cebinden anahtar çıkardı.
"Burası babanızın evi."
İçeri girdiğimde duvarlarda çocukluk fotoğraflarımın asılı olduğunu gördüm.
Bir fotoğrafta ilk bisikletime biniyordum. Başka birinde doğum günü pastamın mumlarını üflüyordum.
Salondaki masanın üzerinde ise küçük bir tahta kutu duruyordu.
Kutuyu açtığımda içinden onlarca mektup çıktı.
Hepsi bana yazılmıştı!
Babam yıllarca her doğum günümde mektup yazmış, büyüdüğümde nasıl biri olacağımı hayal etmişti.
Son mektubun üzerinde titrek harflerle ismim yazıyordu.
"Canım oğlum Evren, eğer bir gün bu satırları okuyorsan bilmeni istediğim tek bir şey var. Hayatımın hiçbir anında seni unutmadım."
Mektubu göğsüme bastırıp ağlamaya başladım.
O sırada avukat telefonundan bir ses kaydı açtı.
Süheyla Hanım'ın sesiydi.
"Evren, senden af dilemeye hakkım olmadığını biliyorum. Seni babandan, babanı da senden mahrum bıraktım. Hayatım boyunca yaptığım en büyük kötülük buydu."
Sesi titriyordu.
"Sen benimle evlenmeyi kabul ettiğinde hayatımda ilk kez koşulsuz bir iyilik gördüm. O gün aslında ne kadar bencil bir insan olduğumu anladım. Bana verdiğin mutluluğu geri alamam ama senden çaldığım geçmişi sana geri vermek istiyorum."
Kayıt burada sona erdi.
Avukat, babamın evinin ve Süheyla Hanım'ın bütün birikimlerinin bana bırakıldığını açıkladı.
Haftalarca ne yapacağımı bilemedim.
Süheyla Hanım'ı affedemiyordum. Ancak hayatımın son birkaç ayında tanıdığım o yalnız kadının, yıllarca işlediği suçun pişmanlığını taşıdığını da artık biliyordum.
Sonunda bir karar verdim.
Mirasın büyük bir kısmıyla, kimsesiz ve maddi durumu yetersiz hastaların yakınlarıyla yeniden buluşabilmelerine yardımcı olacak bir vakıf kurdum.
Vakfa babamın adını verdim.
Bir yıl sonra babamın gerçek mezarını ziyaret ettim. Yanımda onun yıllarca bana yazdığı mektuplar vardı.
Mezar taşına dokunarak fısıldadım:
"Baba, sonunda eve geldim."
Ardından Süheyla Hanım'ın mezarına gittim.
Ona da küçük bir çiçek bıraktım.
Yaptıklarını unutmayacaktım. Onu affettiğimi de söyleyemiyordum. Ancak bana bıraktığı mirasın başka ailelerin birbirinden koparılmasını önlemek için kullanılacağını bilmesini istedim.
Çünkü o gün şunu anlamıştım: Geçmişte kaybettiğimiz yılları geri getiremeyiz. Ama başkalarının bizim yaşadığımız acıları çekmesini önleyerek gelecekte bir şeyleri değiştirebiliriz.
Babamla geçiremediğim yıllar için hâlâ üzülüyorum. Fakat artık her doğum günümde onun mektuplarından birini açıp okuyorum.
Ve her seferinde aynı şeyi hatırlıyorum: Babam beni asla terk etmemişti. Bizden çalınan yıllara rağmen sevgisi bir gün bile eksilmemişti.
Reklamlar