DEDEMİN CENAZESİNDE ELİME TUTUŞTURULAN O GİZEMLİ NOT: HEPİMİZİ ÖYLE BİR OYUNA GETİRDİ Kİ…

Dedem Ahmet, Ege nin küçük bir kasabasında, kökleri toprağın derinliklerine uzanan o kadim zeytin ağaçları gibi dimdik duran bir adamdı. Yüzündeki her bir çizgi, sanki yaşanmış bir asrın ve verilen onca emeğin haritası gibiydi. Onunla geçirdiğim çocukluk yılları, bahçedeki zeytinlerin kokusu ve akşamüzeri içilen o koyu çayların tadıyla zihnime kazınmıştı. Dedem, paraya puldan çok, insanın sözüne ve karakterine değer veren eski toprak bir beyefendiydi.

Kasabada herkes ona saygı duyar, bir derdi olan mutlaka onun kapısını çalardı. Ama ne yazık ki, kendi evlatları onun bu vakur duruşundan pek bir şey alamamıştı. Dedemin hastalığı ağırlaştığında, evin içindeki o huzurlu hava yerini sinsi bir bekleyişe bırakmıştı. Amcam Selim ve halam Nermin, daha dedem hayattayken vasiyetin nerede olduğunu aramaya başlamışlardı bile.

Reklamlar