Uçağa son anda yetişmiştim. Nefes nefese koridordan ilerlerken biletime baktım. 18A. Yerime doğru yürüdüğümde gözlerime inanamadım. Cam kenarında oturan genç kadın sanki bir film yıldızı gibiydi. Sarı saçları omuzlarına dökülüyor, kulaklığını takmış dışarıyı izliyordu. “Şans bugün benden yana galiba,” diye düşündüm. Yanındaki koltuğa oturdum. Kemerimi bağladım ama aklım başka yerdeydi. Yol boyunca nasıl sohbet açacağımı düşünüyordum. Uçak havalandıktan yarım saat sonra kadın çantasından bir kitap çıkardı. Cesaretimi topladım. “Kitap güzel mi?” diye sordum. Gülümsedi. “Fena değil.” Bu kadar kısa cevap alınca biraz bozulmuştum ama pes etmedim Devamı nı gör.sel ü.zeriiinden 2. sonraki sayfada…
Bir süre sonra içecek servisi başladı. Hostes bana dönüp: “Ne alırsınız?” diye sordu. Kadından etkilenmeye çalışırken havalı görünmek istedim. “Sadece kahve.” Kadın ise: “Bir kola, bir de çikolata alabilir miyim?” dedi. Hostes ikisini de verdi. Aradan birkaç dakika geçti. Türbülans başladı. Uçak hafif sallanınca kadın elindeki kolayı düşürdü. Kola benim pantolonun üzerine döküldü. Kadın panikle özür dilemeye başladı. “Çok özür dilerim!” Ben ise fırsatı kaçırmak istemedim. “Önemli değil, bazen hayat da üzerimize dökülüyor.” Kadın birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra kahkahayı bastı. İlk kez uzun uzun konuşmaya başladık. Saatler geçti. Yolculuğun sonunda telefon numarasını isteyip istememek arasında kararsızdım. Tam cesaretimi toplarken kadın bana dönüp: “Bu arada senin adın neydi?” diye sordu. Adımı söyledim. Kadının yüzündeki ifade bir anda değişti. “Bir dakika… Sen Adana’da oturmuyor musun?” Şaşırdım. “Evet.” Kadın telefonunu çıkardı, birkaç fotoğraf gösterdi. Fotoğraflardan birinde çocukluk arkadaşım vardı. “Bu benim ağabeyim.” dedi. Bir an donup kaldım. “Ne?” Kadın gülmeye başladı. “Senin hikâyelerini yıllardır dinliyorum. Ağabeyim senin lise arkadaşın.” Dünyanın en büyük tesadüfü gibiydi. Yol boyunca etkileyici görünmeye çalışmıştım ama meğer beni tanıyan birinin kardeşinin yanında oturuyormuşum. Uçaktan inerken gülerek el sıkıştık. Numarasını istememe gerek kalmamıştı. Çünkü telefonuma çoktan bir mesaj düşmüştü: “Ağabeyim seni arıyor. Uçakta yine saçmalamışsın galiba.”