Gece yarısına yaklaşan bir saatte şehir hastanesinin doğum katı alışılmış hareketliliğiyle doluydu. Koridorda ileri geri yürüyen insanlar, kapalı kapının arkasından gelecek haberi bekliyordu. Saatlerdir süren doğum herkesi yormuştu ama içlerinde büyük bir umut vardı. Nihayet kapı açıldı ve bir hemşire dışarı çıktı.
“Bebeğiniz sağlıklı,” dedi gülümseyerek. “Bir oğlunuz oldu.”
Koridorda sevinçli bir uğultu yayıldı. Kadriye’nin eşi Murat gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Annesi dua etmeye başladı. Herkes rahatlamıştı.
Fakat birkaç dakika sonra odanın içinden gelen tuhaf bir sessizlik herkesi yeniden tedirgin etti.
Kadriye yatağında yorgun ama bilinci açık şekilde yatıyordu. Hemşire bebeği nazikçe kucağına verdiğinde önce gülümsedi. Küçük yüzü inceleyerek bakmaya başladı. Tam o sırada gözleri bebeğin burnunun üzerindeki koyu renkli küçük doğum lekesine takıldı.
Kadriye’nin yüzündeki gülümseme bir anda silindi.
Gözleri büyüdü.
Bir anda bebeği kendinden uzaklaştırdı.
“Hayır… hayır… bu benim bebeğim değil!”
Hemşire şaşkınlıkla ona baktı.
“Hanımefendi sakin olun. Doğum lekesi sadece—”
Kadriye başını sertçe salladı.
“Hayır! Onu alın… hemen alın!”
Odadaki doktor ve hemşireler ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kadriye’nin nefesi hızlanmıştı. Sanki gördüğü şey küçük bir leke değil de korkunç bir anıydı.
Kapının dışındaki aile sesleri duyunca içeri girdi. Murat telaşla Kadriye’nin yanına yaklaştı.
“Kadriye ne oldu? Bebek nerede?”
Kadriye titreyen parmağıyla bebeği işaret etti.
“Burnundaki lekeyi görmüyor musun?”
Murat bebeğe baktı. Küçücük burnunun üzerinde badem büyüklüğünde bir doğum lekesi vardı.
“Evet… ama bunda ne var ki?”
Kadriye’nin yüzü solmuştu.
“Bu leke… bu aynı leke…”
Odanın içinde ağır bir sessizlik oluştu.
Kadriye gözlerini kapadı. Yıllardır gömdüğünü sandığı bir hatıra zihninde yeniden canlanıyordu.
Yirmi yıl önceydi devamı icin sonrki syfaya gecinz...
6 büyüklüğünde meydana geldi
İstanbul'da öğretmen Fatma Nur Çelik
Kıyamet Alameti Hangileri