İki yıl boyunca annemin hayatını kurtaran o hayırseveri aradım. İpuçları beni dev bir otomotiv yedek parça şirketinin sahibi olan Vedat Korhan’a götürdü. Adam akciğer kanserinin son evresindeydi. Bana, “Senin gibi minnettar bir adam arıyordum. Tek mirasçım olan kızım Ceyda ile evlenmeni istiyorum,” dedi. Ceyda’nın geçirdiği ağır bir enfeksiyon sonrası kör kaldığını ve akrabalarının onun servetine göz diktiğini anlattı.
Önce reddettim ama annemin “O adam bana hayatımı verdi, kızı korumak boynumuzun borcu” demesiyle kabul ettim. Ceyda ile tanıştığımızda siyah gözlükleri ve elindeki beyaz bastonuyla son derece kırılgan duruyordu. Düğünümüz mütevazıydı ama dedikodusu büyüktü. Vedat Bey’in kardeşi Tamer Korhan ise nefretini hiç saklamadı. Düğün çıkışında kulağıma, “Bu masal uzun sürmez, sanayici parçası,” diye fısıldadı.
Ve işte o gece, Ceyda odamızda bastonsuz yürüyüp gözlüklerini çıkardığında gerçekler ortaya çıktı. Babası, onu açgözlü amcası Tamer’den korumak için kör taklidi yapmaya zorlamıştı. Ceyda üç yıldır amcasının usulsüzlüklerini, sahte imzalarını göremeyen bir engelinin arkasından izliyordu.
Biz odamızda amcasının gizli planlarını ortaya çıkarmak için stratejiler yaparken birbirimize âşık olduk. Ancak Vedat Bey’in vefatından hemen sonra Tamer baskıyı artırdı. Bir gece dükkândaki kamyonetimin fren kablolarını kestiler, ölümden döndüm.
En korkunç darbe ise iki gün sonra geldi. Ceyda, amcasının Sapanca’daki dağ evinde düzenleyeceği aile toplantısında kendisini yok etmek için kusursuz bir kaza planladığını duydu.
Ceyda kapıyı kilitleyip ellerimi tuttuğunda yüzü kireç gibiydi: “Görkem, tarihi belirlemişler… Benim cinayetim için gün sayıyorlar. Yarın gece her şeyi bitirecekler!”O gece gözümüzü bile kırpmadık. Tek müttefikimiz, Ceyda’nın durumunu bilen aile dostu Dr. Selim’di. Elimizdeki ses kayıtlarını, kesilen fren kablosunun fotoğraflarını ve sahte belgeleri Dr. Selim aracılığıyla emniyete ve cumhuriyet savcılığına ulaştırdık.
Plan tehlikeliydi: Sapanca’daki dağ evine hiçbir şeyden haberimiz yokmuş gibi gidecektik. Ceyda kör rolüne devam edecek, polis ekipleri ise dışarıda pusuya yatıp doğru anı bekleyecekti.
Sapanca’daki dağ evine vardığımızda Tamer bizi sahte bir samimiyetle karşıladı. Yemek sırasında Tamer, cebinden çıkardığı sahte vesayet belgelerini masaya koydu. “Ceyda kızım, bu kadar büyük bir serveti yönlendirmek senin durumundaki biri için çok ağır. Şirket yönetimini bana devreden bu kâğıtları imzala,” dedi.
Ceyda hafifçe mırıldandı: “İmzalamazsam ne olur amca?”
Tamer’in yüzündeki maske düştü. “Dağ yolları karanlık olur Ceyda. Başına bir kaza gelmesini istemezsin,” diyerek açıkça tehdit etti ve kalemi Ceyda’nın eline tutuşturmaya çalıştı.
İşte o an, aramızdaki gizli işareti verdik. Ceyda masadaki bastonunu kenara bıraktı. Yavaşça siyah gözlüklerini çıkarıp kenara koydu ve gözlerini doğrudan amcasının gözlerine dikti.
Masadaki herkes şoktan donakaldı. Tamer sanki bir hortlak görmüş gibi geriledi.
Ceyda buz gibi bir sesle konuştu: “Seni çok net görebiliyorum Tamer Amca. Üç yıldır kör olduğumu sanıyordun ama ben senin yaptığın tüm hırsızlıkları, sahtekârlıkları ve beni öldürmek için yaptığın planları kendi gözlerimle gördüm. Asıl kör olan sensin!”
Tamer panikle bağırmaya başladı ama ben araya girdim: “Her konuşmanız kayıtta. Polise giden tüm belgeler hazır.”
Tam o sırada evin etrafı polis sirenleriyle çınladı. Emniyet güçleri dağ evini bastı. Tamer ve suç ortakları neye uğradığını şaşırdı. Ellerindeki sahte evraklar, rüşvet belgeleri ve suikast planları delil olarak toplandı. Tamer, polislere dirense de kelepçelenerek götürüldü.
Aylar süren mahkeme maratonunun ardından Tamer Korhan ve ekibi ağır cezalara çarptırıldı. Adalet yerini bulmuştu.
Dava bittikten sonra Ceyda ile babasının mirasını yeniden yapılandırdık. Ben kimseden tek bir kuruş bile istemedim; kendi birikimimle küçük bir oto tamir dükkânı açtım. Ceyda ise ihtiyacı olan ailelere ücretsiz ameliyat imkânı sağlayan bir vakıf kurdu.
Bir akşam dağ evinin balkonunda İstanbul’un ışıklarına bakarken Ceyda başını omuzuma koydu. “Benimle sırf annenin borcu için evlendiğine hiç pişman oldun mu?” diye sordu.
Gülümsedim. “O borç babanın annemi kurtardığı gün ödendi. Ben seninle sadece sana âşık olduğum için kaldım.”
Gerçek körlük, gözlerin görmemesi değilmiş; Tamer gibi hırsından gözü kararanların, sevgiyi ve sadakati görememesiymiş. Biz ise karanlığı geride bırakıp ışığa birlikte yürüdük.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.