“Nehir nerede?” diye sordum. “Kızıma sarılmak istiyorum.”
Ağabeyim Fikri, yüzüme uzun uzun baktı. Sonra telefonunu çıkarıp saate göz attı.
“Bu akşam arkadaşlarıyla buluşacağını söylemişti. Ama şimdiye kadar dönmüş olması gerekiyor.”
Nehir benim tek çocuğumdu. Yirmi yaşındaydı. Babasını on iki yaşındayken kaybetmiş, o günden sonra birbirimize sımsıkı tutunmuştuk. Rüzgâr hayatımıza girdiğinde başlangıçta ona mesafeli yaklaşmış, son aylarda ise aralarının düzeldiğini düşünmüştüm.
Telefonumu çıkarıp kızımı aradım.
“Anneciğim, neredesin?”
“Evdeyim anne. Sen neden arıyorsun? Düğün gecen değil mi?”
Sesini duyunca kendimi tutamadım.
“Bana ihtiyacın var mı?” diye sordu endişeyle.
“Benim sana ihtiyacım var, kızım.”
Fikri beni çiftliğe bıraktığında gece yarısını geçmişti. Nehir kapıda bekliyordu. Gelinliğimi görünce şaşkınlıkla yüzüme baktı.
“Anne, ne oldu?”
Ona sarıldım. Başımı omzuna yaslayıp çocuk gibi ağladım.
“Rüzgâr beni kandırmış, kızım. Çiftliği elimden almak için benimle evlenmiş.”
Nehir'in kolları bir an gevşedi. Sonra beni daha sıkı sardı.
“Emin misin anne?”
“Her şeyi kendi kulaklarımla duydum.”
Kızım saçlarımı okşadı.
“Sen üzülme. Biz yine eskisi gibi yaşarız.”
O gece Nehir'in odasında uyudum. Daha doğrusu, onun yanında sabahı bekledim. Kızım birkaç kez telefonuna baktı. Bir ara ekranını hızla kapattığını fark ettim ama üzerinde durmadım.
Sabah kahvaltıya indiğimde Nehir hazırlanmıştı. Üzerinde açık renk bir elbise vardı. Saçlarını özenle yapmış, normalde kullanmadığı parfümünü sürmüştü.
“Nereye gidiyorsun?” diye sordum.
“Kursum var, anne.”
“Bugün cumartesi değil mi?”
“Evet ama ek ders koydular. Akşama görüşürüz.”
Alnımdan öpüp çıktı.
Birkaç dakika sonra Bora mutfağa girdi. Elinde çiftliğin araç giriş kayıtlarının tutulduğu defter vardı.
“Leman Hanım, sizinle konuşmam gerekiyor.”
“Ne oldu?”
“Nehir Hanım sabah arka kapıdan çıktı. Onu almaya gelen arabayı gördüm.”
“Bir arkadaşıdır.”
Bora başını eğdi.
“Arabanın direksiyonunda Rüzgâr Bey vardı.”
Elimdeki fincan masaya çarptı.
“Ne diyorsun sen?”
“Yanlış görmüş olmayı çok isterdim.”
Hemen telefonumu çıkardım. Nehir'i aradım. Açmadı. Rüzgâr'ı aradım. O da cevap vermedi.
İçimde korkunç bir şüphe büyüyordu.
Bora'ya dönüp arabayı hazırlamasını söyledim.
“Nereye gideceğiz?”
“Önce kursuna.”
Nehir'in aylardır gittiğini söylediği resim kursuna vardığımızda kapıdaki görevli kayıtları kontrol etti.
“Nehir Hanım mı? Kendisi yaklaşık dört ay önce kursu bıraktı.”
Kalbimin attığını kulaklarımda hissediyordum.
“Emin misiniz?”
Kadın bilgisayar ekranını bana çevirdi.
“Son katıldığı ders haziran ayında.”
Dışarı çıktığımda dizlerimin bağı çözülmüştü.
Dört aydır kızım bana yalan söylüyordu.
Tam o sırada telefonuma bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.
“Gerçeği öğrenmek istiyorsan eski zeytinyağı fabrikasına git. Ama yalnız gelme.”
Mesajın altında bir fotoğraf vardı.
Nehir ve Rüzgâr yan yana yürüyordu. Rüzgâr'ın eli kızımın omzundaydı.
Gözlerim karardı.
Düğün gecesi telefonda söylediği sözler zihnimde yeniden yankılandı.
“Ben sadece bu hayattan kurtulmak ve seninle birlikte olmak istedim.”
Yoksa konuştuğu kadın kendi kızım mıydı?
Bora fotoğrafı görünce yüzü bembeyaz oldu.
“Leman Hanım, bunu hemen Fikri Bey'e gönderelim.”
Haklıydı. Ağabeyimi aradım. Konumumuzu paylaştım. Fabrikaya doğru giderken içimdeki anne, aklımdan geçen ihtimali kabul etmeyi reddediyordu.
Eski fabrika çiftliğimizden on kilometre uzaktaydı. Yıllardır kullanılmıyordu. Babam zamanında orayı satın almış, daha sonra depoya çevirmişti.
Kapıya vardığımızda Rüzgâr'ın arabasını gördük.
Bora hemen polisi aramayı önerdi. Fikri de yoldaydı. Arabadan inip binanın arka tarafına doğru ilerledik.
Açık pencereden sesler geliyordu.
“Annen şüphelenmeye başladı,” dedi Rüzgâr.
Ardından kızımın sesini duydum.
“Çünkü dün gece her şeyi mahvettin!”
Olduğum yerde donakaldım.
Rüzgâr öfkeyle karşılık verdi.
“Benimle evlenmesini sen istedin! Belgeleri imzalatmanın başka yolu olmadığını söyledin!”
Dünyam başıma yıkıldı.
Nehir ağlamaya başladı.
“Ben sadece babamın hakkını geri almak istedim!”
Dayanamadım. Kapıyı itip içeri girdim.
“Babanın hangi hakkını, Nehir?”
İkisi de bana döndü.
Nehir'in yüzündeki korkuyu hayatım boyunca unutamayacağım.
“Anne…”
“Dün gece beni teselli ederken de biliyor muydun?”
Kızım cevap veremedi.
Rüzgâr araya girdi.
“Leman, yanlış anlıyorsun.”
“Sus! Artık senden tek kelime duymak istemiyorum!”
Nehir'e döndüm.
“Bana gerçeği anlat.”
Kızım titreyen elleriyle çantasından sararmış bir dosya çıkardı.
“Babam ölmeden önce çiftlikteki hisselerini benim üzerime geçirmek istemiş. Ama sen her şeyi kendi adına almışsın. Rüzgâr bana belgeleri gösterdi.”
Şaşkınlıkla dosyayı aldım.
Üzerinde rahmetli eşim Hakan'ın imzası vardı.
Ancak bir ayrıntı hemen dikkatimi çekti.
Belgedeki tarih, Hakan'ın ölümünden üç ay sonrasına aitti.
“Bu imkânsız,” diye fısıldadım.
Rüzgâr kapıya doğru yöneldi.
Tam o sırada Bora önüne geçti.
“Nereye gidiyorsunuz?”
Rüzgâr onu itmeye çalıştı ama Fikri ve yanında getirdiği iki polis memuru içeri girmişti.