Gece saat ikiye yaklaşırken evin kapısından içeri güçlükle girdim. Sağ kolum, hastanede yapılan müdahalenin ardından kalın bir alçıya alınmıştı. En küçük hareket bile omzumdan parmak uçlarıma kadar yayılan keskin bir ağrıya neden oluyordu.
İstanbul’daki büyük evimiz sessizdi.
Eşim Mert, salondaki kanepede oturuyordu. Televizyonun sesi kapalıydı. Göğsünün üzerinde yarısı içilmiş bir içki bardağı duruyordu.
Beni görünce ayağa kalkmadı.
Kolumu sormadı.
Geçmiş olsun bile demedi.
Sadece alçıya baktı ve rahatsız olmuş gibi iç çekti.
“Harika bir zamanlama, Elif,” dedi.
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“Ne zamanlaması?”
“Yarın akşam kırkıncı yaş günü davetim var,” diye çıkıştı. “Şirketten yöneticiler, ortaklar ve ailem gelecek. Herkese kusursuz bir akşam vaat ettim. Şimdi bu hâlinle yemeği nasıl hazırlayacaksın?”
Bir an, karşımda duran adamın gerçekten benim eşim olduğuna inanamadım.
“Mert, kolum ciddi şekilde kırıldı,” dedim. “Yemek hazırlayamam, temizlik yapamam. Üstelik bu durum verandada beni ittiğin için yaşandı.”
Yüzü bir anda sertleşti.
“Seni itmedim,” dedi. “Dengesiz davrandığın için düştün. Bir daha olayı farklı anlatma.”
Ardından bana doğru yaklaşıp alçak bir sesle devam etti:
“Bu daveti iptal etmeyeceksin. Benim eşim olarak ev sahipliği yapmak senin görevin. İnsanların karşısında küçük düşmeyeceğim.”
O anda içimde bir şey sessizce koptu.
Yedi yıldır onun öfkesine, küçümseyici sözlerine ve bitmeyen baskısına katlanmıştım. Evin bütün düzenini ben sağlamış, sosyal hayatını ben planlamış, iş hayatındaki kusursuz görüntüsünü ben korumuştum.
Ama o gece ilk kez ağlamadım.
Sadece sakin bir şekilde gülümsedim.
“Haklısın,” dedim. “Merak etme. Sana unutamayacağın bir doğum günü hazırlayacağım.”
Mert bu cevabı duyunca rahatladı.
Beni yine kontrol altına aldığını sanıyordu.
Ertesi sabah saat sekizde mutfak hareketlenmeye başladı.
Şehrin en seçkin catering şirketlerinden birini aradım. Yirmi iki kişilik, beş aşamalı özel bir menü sipariş ettim. Özel şef, üç servis görevlisi ve bir içecek uzmanı da davete dâhil olacaktı.
Ödemeyi Mert’in şirket giderleri için kullandığı kurumsal karttan yaptım.
Ardından profesyonel bir temizlik ekibi çağırdım. Öğle saatlerine kadar evin her köşesi temizlenmiş, kristal avizeler parlatılmış ve büyük yemek masası en pahalı takımlarla hazırlanmıştı.
Mert aşağı indiğinde gördüklerinden etkilendi.
“Bütün bunlar ne kadar tuttu?” diye sordu.
“Rakamlarla ilgilenme,” dedim. “Bunu sana doğum günü hediyem olarak düşün.”
Gururu okşanmıştı.
Gülümseyerek omzuma dokundu ve arkadaşlarıyla vakit geçirmek için evden ayrıldı.
Kapı kapandığında dizüstü bilgisayarımı açtım.