Emekli bir anne, gelininin televizyonun kablosunu söküp attığını ve kendi oğlunun “Bu evde artık saçmalık izlenmez” diyerek alkışladığını gördü

BÖLÜM 1

“Bu evde artık saçma sapan diziler izlenmeyecek!” diye bağırdı Elif, duvardaki televizyonun kablosunu sertçe çekip prizden sökerek.

Fatma Hanım olduğu yerde donup kaldı. Elinde Türk kahvesi fincanı, dizlerinin üzerinde battaniyesi vardı. Yetmiş yaşındaydı; hayattan büyük lüksler beklemiyordu. Tek istediği huzurdu: temiz bir ev, balkonda sardunyaları ve akşamüstü izlediği o dizi… mahalledeki kadınların pazarda anlattığı hikâyeleri hatırlatan türden.

Ama gelini Elif, sanki evin sahibiymiş gibi içeri girdi.

Ne selam verdi. Hiç vermezdi zaten.

Yüksek topukları, pahalı çantası ve Fatma Hanım’ı televizyon başında gördüğü her an takındığı o küçümseyen yüz ifadesiyle geliyordu.

—Yeter artık, kadın —dedi, “kadın” kelimesini aşağılar gibi uzatarak—. Mert’le ben böyle bir ortamda yaşayamayız. İşten geliyoruz, evde duyduğumuz tek şey boş diziler, bağırışlar, saçmalıklar.

Fatma Hanım yavaşça gözlerini kırptı.

Otuz sekiz yıl boyunca lisede kütüphanecilik yapmıştı. Nesillerce öğrenciye kitap sevdirmişti. Eşini kaybettikten sonra Mert’i tek başına büyütmüştü. Ve şimdi, kendi salonunda, hayatında tek bir kitabı bile düzgün okumamış bir kadın ona “cahil” diyordu.

—Elif, o televizyonu ben aldım —dedi sakin bir sesle.

—O zaman elektriğini de boş şeylere harcıyorsun —diye karşılık verdi Elif—. Bu evde artık daha “doğru” şeyler izlenecek.

Tam o sırada kapı açıldı. Mert içeri girdi; sırtında çanta, elinde telefon, yüzünde yorgunluk vardı.

Fatma Hanım ona baktı. Umutla.

Oğlu… onun çocuğu… Küçükken gök gürlediğinde masanın altına saklanan çocuk.

Mert kabloya baktı, Elif’e baktı, sonra annesine.

Fatma Hanım bekledi.

“Anne, böyle yapma” demesini bekledi.

Ama Mert gülümsedi.

Ve alkışladı.

—İyi yaptın aşkım —dedi—. Gerçekten sınır koymak gerekiyordu. Annem bütün gün saçma şeyler izliyor. Bu evin enerjisi değişmeli.

O alkış, kırılan kablodan bile daha ağırdı.

Fatma Hanım’ın içi boşaldı. Ağlamadı. Sadece sessizleşti.

Elif kabloyu yere attı.

—Yarın arka odaya da bakarız —dedi—. Burası eski mahalle evi gibi duruyor.

Mert cevap vermedi. Elif’in peşinden mutfağa gitti.

Fatma Hanım mutfaktan gelen dolap seslerini, kahve makinesini, gülüşmeleri dinledi.

Ev onun eviydi. Tapu onun üstüneydi. Her köşesinde hatıralar vardı: eşinin hastalığı, Mert’in çocukluğu, komşularla yapılan sofralar, sessiz gecelerde okuduğu kitaplar…

Ama son aylarda Elif her şeyi ele geçirmişti. Önce misafir odası. Sonra kitaplık. Perdeler, fotoğraflar, saksılar… Hepsi “eski” diye kaldırılmıştı.

Fatma Hanım yavaşça ayağa kalktı. Dizleri ağrıdı ama sırtı dimdikti.

Kopan kabloyu aldı.

Atmadı.

Önlüğünün cebine koydu.

Yukarı çıktı, kapısını kilitledi. Eski ahşap masanın çekmecesini açtı. Eşinin yıllar önce yaptığı o masada, kalın bir kitabın içinde sakladığı tapu duruyordu.

“Tek malik: Fatma Yıldız.”

Parmaklarını kâğıdın üzerinde gezdirdi.

Mert bu belgeyi hiç görmemişti. Her şeyin zaten ona ait olduğunu sanıyordu.

O gece Fatma Hanım uyumadı.

Defterine üç şey yazdı:

Çilingir.

Banka.

Avukat.

Sabah olduğunda Mert ve Elif evden çıktı. Fatma Hanım mutfağa indi, Türk kahvesi yaptı ve sabit hattı açtı.

—Merhaba… Tüm kilitleri değiştirmek istiyorum. Bugün.

Telefonu kapattı.

İlk defa uzun zamandır gülümsedi.

Yarım saat sonra kapı çaldı. Mahalleden Çilingir Hasan gelmişti.

—Teyze, hepsini mi değiştiriyoruz?

Fatma Hanım kapıyı sonuna kadar açtı.

—Evet Hasan. Eskiden işe yarayan hiçbir şey bir daha çalışmayacak.

Kilitler değişirken Fatma Hanım sadece kapıları değil, hayatını da kapatıp yeniden açtığını hissediyordu.

Ama eski çalışma odasına çıktığında, Elif’in sakladığı bazı evrakların arasına sıkışmış bir banka zarfı buldu.

Açtı.

Ve gördüğü şeyle kanı dondu.

Hiç beklemediği bir gerçek, gözlerinin önünde duruyordu…

BÖLÜM 2

Zarf onun adına gönderilmişti.

“Fatma Yıldız.”

Fatma Hanım zarfı eline aldığında parmakları sağlamdı, ama içinden sanki yer kayıyordu. Bir Platinum kredi kartı ekstresiydi ve bu kartı hiç talep etmemişti. Satırları bir kez okudu, sonra bir daha… yanlış anlamış olmayı umarak.

Polatlı’da restoran: 12.400 TL
Lüks butik: 18.900 TL
Spa merkezi: 7.300 TL
Elektronik mağazası: 24.500 TL
İthal şaraplar: 5.800 TL

Toplam borç 160.000 TL’yi geçiyordu.

Fatma Hanım masaya tutunmak zorunda kaldı.

Bu bir hata değildi.

Birisi onun adına ek kart çıkarmıştı. İmzası taklit edilmişti. Aylarca postası bile kontrol edilip saklanmıştı.

Ve o “birisi”, aynı evde yaşıyordu.

Kadın derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı. Kütüphanede öğrendiği gibi düşündü: sınıflandır, sırala, kanıt bul.

Çekmeceleri açtı, dosyaları karıştırdı, kâğıtları tek tek inceledi. Dedikodu için değil, hayatta kalmak için bakıyordu.

Elif’in pembe defterinde tek bir cümle gördü ve her şey netleşti:

“İç mimarla görüşme. Giyinme odası projesi. Yaşlı kadının odasını walk-in dolaba çevirme.”

Altına küçük bir gülücük çizilmişti:

“Uygun huzurevi bak. Ucuz olsun, güney tarafı.”

Fatma Hanım’ın içi buz kesti.

Onu sadece soyuyorlardı.

Kendi evinden atmayı planlıyorlardı.

“Yaşlı kadının odası.”

Eşinin mektuplarını sakladığı, her sabah şükrettiği, hayatının anılarının bulunduğu o oda…

Aşağı indi. Kâğıtları, ekstreleri ve kopmuş kabloyu aldı. Mahalle çilingiri Hasan son kilidi de tamamlıyordu.

—Bitti teyze. Artık sen istemeden kimse bu kapıdan giremez.

Fatma Hanım yeni anahtarları alırken, sanki kaybolmuş bir krallığı geri alıyordu.

Ödedi, teşekkür etti, kapıyı çift kilitledi.

Sonra bankayı aradı.

Ne bağırdı, ne ağladı. Sesi o kadar sakindi ki görevli iki kez teyit etti.

—Bu kartı iptal etmek istiyorum. Tüm harcamalara itiraz ediyorum. Ve oğlum Mert Yıldız’ın hesaplarıma erişimini kaldırıyorum. Bugün.

Sonra avukat Demir’i aradı. Mahallede kütüphaneye sık gelen emekli bir hukukçuydu.

—Fatma Hanım, emin misiniz?

—Elimde sahte imzalar, banka dökümleri ve beni evden atma planı var.

—Hiçbir şeye dokunma. Fotoğraf çekiyorum, geliyorum.

Ama avukat gelmeden önce Fatma Hanım başka bir şey yaptı.

Mert ve Elif’in odasına çıktı.

Oda karmakarışıktı: kıyafetler, pahalı parfümler, ayakkabı kutuları, fişler… Düzen hakkında konuşan Elif, en büyük dağınıklığın içindeydi.

Fatma Hanım iki büyük valiz çıkardı.

Hiç katlamadı.

Ne bulduysa doldurdu.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

Reklamlar