Ben 44 yaşındayım, adım Leyla. Üç gece önce olanları hâlâ aklım almıyor. On sekiz yıl önce verdiğim o karar her şeyi değiştirmişti ve bugüne kadar bu kararımı bir an bile sorgulamamıştım.
26 yaşında, kariyerinin başında bir mimarken en yakın arkadaşım Elvan aniden vefat etti. Geride tekerlekli sandalyeye mahkum dört yaşındaki ikiz oğullarını, Arda ve Berk'i bıraktı. Hiç kimse o çocukların sorumluluğunu almak istemedi. Ben hariç.
Herkes kendi hayatımı çöpe attığımı söyledi; ailem, iş arkadaşlarım, hatta Elvan'ın kendi akrabaları bile arkasını dönüp gitti. Ama ben işimi bıraktım. Bütün hayatım hastaneler, terapiler ve uykusuz gecelerden ibaret hale geldi. Fakat onlar benim öz çocuklarım oldular. Çoğu insanın asla anlayamayacağı kadar nazik, sevgi dolu ve güçlüydüler.
Şimdi 22 yaşındalar. Onları dünyadaki her şeyden çok seviyordum. Ta ki o geceye kadar.
Kocam Murat, yüzü bembeyaz bir halde elinde bilgisayarıyla kapıda belirdi. "Leyla, bunu görmen lazım," dedi. "İşte bunca zamandır sana yalan söylediklerinin kanıtı."
Sözleri üzerime kaynar sular dökmüş gibi hissettirdi. Ekranı bana çevirip oynat tuşuna bastı.
Ve o saniye... Uğruna her şeyden vazgeçtiğim, mücadele ettiğim ve canımdan çok sevdiğim oğullarımın aslında hiç de sandığım kişiler olmadığını fark ettim!
Kocamın bana izlettiği ve 18 yıllık koca bir fedakarlığı tek kalemde yerle bir eden o akılalmaz videoda tam olarak ne vardı?
Murat'ın titreyen parmaklarıyla oynat tuşuna bastığı o ekrana kilitlenmiştim. Görüntüler, evimize birkaç kilometre uzaklıktaki o eski, terk edilmiş depo alanının güvenlik kamerasına aitti. Siyah beyaz, grenli ekranda bir araba durdu. Arka kapılar açıldı ve önce Arda, ardından Berk kadrajda belirdi. Tekerlekli sandalyelerinde değillerdi. Ayaktaydılar!
Sadece ayakta durmakla kalmıyor, bagajdan ağır çimento torbalarını, alet çantalarını ve tuğlaları omuzlayıp deponun içine doğru kusursuz, sağlam ve kendinden emin adımlarla yürüyorlardı. Ne bir aksama, ne bir titreme... Yıllardır bacaklarına masaj yaparken hissettiğim o cansızlık, o zayıflık tamamen yok olmuştu. Onlar, sapasağlam iki genç adamdı.
"Bizi kandırdılar," diye tısladı Murat, sesi öfkeden titriyordu. "Yıllarca... Leyla, senin bütün gençliğini, kariyerini, hayatını çaldılar! O zavallı, engelli çocuk masalının arkasına saklanıp bizi sömürdüler. Paramızı, emeğimizi, merhametini kullandılar!"
Mideme koca bir yumruk yemiş gibi sendeledim. Odanın duvarları üzerime doğru kapanıyordu. On sekiz yıl... Onları kucağımda taşıdığım, banyolarını yaptırdığım, tekerlekli sandalyelerini merdivenlerden indirirken belimi sakatladığım o yıllar... Gözyaşlarımı silerek, hayatımın en zor adımlarını attım ve çocukların odasına doğru yürüdüm.
Kapıyı hızla açtım. Arda yatağında kitap okuyor, Berk ise her zamanki gibi tekerlekli sandalyesinde oturmuş bilgisayarıyla uğraşıyordu. Beni o halde gördüklerinde ikisinin de yüzündeki o huzurlu ifade aniden silindi.
"Anne? Ne oldu? İyi misin?" diye atıldı Arda, endişeyle tekerlekli sandalyesine doğru uzanırken.
"Otur!" diye bağırdım, sesim o kadar gür çıkmıştı ki evde yankılandı. Murat arkamdan odaya girip bilgisayarı doğrudan onların önüne fırlattı. Ekranda hala o depodaki görüntüler donmuş halde duruyordu.
Odanın içine ölümcül bir sessizlik çöktü. Arda ve Berk ekrandaki görüntüye baktılar. Yüzlerinde yakalanmışlığın verdiği bir panik yoktu; aksine, derin bir teslimiyet ve keder vardı. Berk başını öne eğdi, Arda ise derin bir nefes alarak ellerini dizlerine koydu.
Ve o an, yıllardır hayalini kurduğum ama böyle bir kabusun içinde gerçekleşeceğini hiç düşünmediğim o şey oldu. İkisi de aynı anda sandalyelerinden yavaşça, hiçbir destek almadan doğrulup ayağa kalktılar. Boyları benden çok daha uzundu. Karşımda iki dev gibi dikilirken, gözyaşlarım sel olup akıyordu.
"Neden?" diye fısıldayabildim sadece. "Neden bana bunu yaptınız? Ben sizin için her şeyimi verdim..."
Berk, gözyaşları içinde bana doğru bir adım attı. "Anne... Yemin ederim düşündüğün gibi değil," dedi, sesi titriyordu. "Üç yıl önce, o deneysel omurilik tedavisi sonuç vermeye başladı. Önce parmaklarımızı, sonra bacaklarımızı hissetmeye başladık. İyileşiyorduk. Bunu sana o gün söylemek için çıldırdık. Ama yapamadık."
"Neden yapamadınız? Sizin adımlarınızı görmek benim hayattaki tek duamdı!" diyerek hıçkırdım grsele ilerleyn devamı sonrki sayfda....