Zeynep Hanım, kalbinin göğüs kafesini zorlayan hızlı atışları eşliğinde kapı aralığından dışarıdaki yabancıya baktı. Ellerinde taşıdığı ahşap kutu, loş koridor lambasının altında hafifçe parlıyordu. Adamın yüzünde ne bir suçluluk ifadesi ne de kötü bir niyet vardı; aksine gözlerinin içinde, Zeynep Hanım’ın yıllardır unuttuğu o sıcak, samimi pırıltı duruyordu.
Titreyen elleriyle kapının emniyet zincirini çözdü ve kapıyı biraz daha araladı.
— Evladım, bu da nesi? Ne var o kutunun içinde? diye sordu sesindeki tüm otoriteyi korumaya çalışarak.
Genç adam nazikçe gülümsedi ve kutuyu yavaşça kadının uzanan ellerine bıraktı.
— Korkmayın teyzeciğim, kötü bir şey yok. Sadece yukarıdaki çatı arasını ve havalandırma boşluğunu kontrol ederken bunları buldum. Merdivenlerden inerken yanlış anlaşıldığımı fark ettim, o yüzden hemen geri geldim. İzninizle açıp göstereyim.
Zeynep Hanım, kutuyu salonun ortasındaki eski sehpanın üzerine koydu. Yabancı genç, kadının onayıyla kutunun metal kapağını yavaşça kaldırdı. İçeriden yayılan koku, Zeynep Hanım’ın zaman tünelinde otuz yıl geriye gitmesine yetmişti: Hafif bir cila kokusu ve kurumuş lavanta yaprakları…
Kutunun içinde, yıllar önce vefat eden eşi Hasan’ın el yazısıyla doldurduğu anı defterleri, gençlik fotoğrafları ve Hasan’ın ustalık döneminde kendi elleriyle yaptığı ahşap bir müzik kutusu duruyordu. Zeynep Hanım, eşinin vefatından sonra evi toplarken çatı katındaki o gizli bölmeyi tamamen unutmuştu. Yıllar boyunca evde yalnız başına, korku içinde yaşarken; eşinin en değerli hatıraları başının üstünde, o karanlık tavan arasında mahsur kalmıştı.
Gözyaşları Zeynep Hanım’ın kırışık yanaklarından süzülmeye başladı. Genç adama dönüp, sesindeki tüm şüphe yerini derin bir minnete bırakarak sordu:
— Sen… Sen kimsin evladım? Bunu neden yaptın?
Genç adam, kapıya doğru birkaç adım geri çekilirken mütevazı bir tavırla cevap verdi:
— Benim adım Murat, teyzeciğim. Bu mahallede yeni taşındığımız eski evin marangoz işlerini yapıyorum. Merdivenlerden çıkarken duvardaki eski bir fotoğrafınızı görmüştüm; rahmetli eşinizin yaptığı o ahşap dolaplardaki ustalık izini hemen tanıdım. Ben de yıllar önce Hasan ustanın yanında çıraklık yapmıştım. Yukarıda o kutuyu görünce, hırsız ya da kötü niyetli biri değil, sadece ustanızın emanetini size ulaştırmak istedim.
Zeynep Hanım olduğu yerde çakılıp kalmıştı. O akşam kapıyı kontrol ederken duyduğu korku, yerini hayatının en huzurlu akşamına bırakmıştı. Kimseye güvenmediği, kapıları sıkıca kilitlediği o dünyada, eşinin geçmişinden gelen vefa dolu bir el yeniden yüreğini ısıtmıştı.
Murat, sessizce kapıdan çıkıp gözden kaybolurken, Zeynep Hanım yıllar sonra ilk kez kapıyı kilitleme ihtiyacı duymadı. Sehpanın başına geçti, müzik kutusunu kurdu ve odada çalmaya başlayan o eski melodi eşliğinde, eşinin hatıralarıyla sarılı olarak huzur içinde gülümsedi. Korkunun bittiği yerde, vefa ve sevgi yeniden evine konuk olmuştu.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.