Eşimle 72 Yıl Evli Kaldık

Eşimle tam 72 yıl evli kaldık. Yetmiş iki doğum günü, bayramlar, kahve eşliğinde sessiz sabahlar ve verandada geçirilen uzun akşamlar… Birisiyle bu kadar uzun zaman geçirdiğinizde, onun hakkında her şeyi bildiğinize inanırsınız. Ama gerçek şu ki; bazen bir insanın sadece size göstermeyi seçtiği kısımlarını bilirsiniz. Eşim Halil bir gaziydi. Gençliğinde orduda görev yapmış, zorlu yıllar geçirmişti. Vefatının ardından çocuklarımız ve torunlarımız cenaze için toplandı. Halil her zaman sade bir adamdı, dikkat çekmekten hiç hoşlanmazdı. Bu yüzden küçük, sessiz ve saygılı bir veda töreni düzenledik. Törenin sonuna doğru insanlar yavaş yavaş ayrılmaya başlarken, salonun en arka tarafında yaşlı bir adamın durduğunu fark ettim. Onu daha önce hiç görmemiştim. Halil ile hemen hemen aynı yaşlarda, belki biraz daha yaşlı görünüyordu. Sırtı hafifçe kamburlaşmıştı ve üzerinde belli ki yıllarca özenle saklanmış eski bir asker paltosu vardı.

Uzun süre orada hareketsiz durup tabutun yanındaki Halil’in fotoğrafına baktı. Sonra yavaş adımlarla bana doğru yürüdü. “Eşinizle birlikte görev yaptık,” dedi yumuşak bir sesle. Sesi titriyordu; sanki taşıyamayacağı kadar ağır anıların yükünü omuzluyormuş gibiydi. Ben daha tek kelime edemeden, paltosunun cebinden küçük, ahşap bir kutu çıkardı. On yıllardır cepte taşınmaktan yıpranmış, kenarları aşınmış ve çiziklerle doluydu. Adam kutuyu nazikçe titreyen ellerime bırakırken, “Bana,” dedi, “eğer bir gün başına bir şey gelirse… bunu mutlaka size ulaştırmamı emretmişti.” Kutunun kapağını açarken parmaklarım zangır zangır titriyordu. İçine baktığım an nefesim kesildi, kalbim duracak gibi oldu! “Aman Allah’ım… bu da ne?!” diye bağırdım; sesim o sessiz salonda niyetimden çok daha yüksek ve korku dolu yankılanmıştı.


Kutunun içinde, koyu kırmızı, kurumuş kan lekeleriyle kaplı yıpranmış bir asker künyesi, son derece ağır, kararmış bir “Üstün Cesaret Madalyası” ve sararmış, kenarları yanık bir fotoğraf duruyordu. Fotoğrafta, kucağında küçük, ağlayan bir kız çocuğu tutan, yüzü is ve toprak içinde kalmış, gencecik, gülümsüyen bir asker vardı. Bu benim eşim, Halil’di. Fakat asıl kanımı donduran şey, madalyanın üzerine kazınmış olan isim ve altında dörde katlanmış duran askeri evraktı. Madalya Halil’e değil, tam karşımda duran bu yaşlı adama, “Piyade Çavuş Kemal” adına düzenlenmişti. O sararmış askeri belgenin üzerinde ise iri, kırmızı harflerle “EMRE İTAATSİZLİK VE VATANA İHANET” yazıyordu.

Reklamlar