Ben 82 yaşında bir kadınım. Geçen yıla kadar bir annenin yaşayabileceği en büyük acının çocuğunu toprağa vermek olduğuna inanırdım. Ama yanılmışım. Asıl acı, bazen hayattayken insanın kendi hayatından sürülmesidir.
Oğlum Emre, 49 yaşında aniden hayatını kaybetti. Kalp krizi dediler. Sabah işe gitmek için evden çıkmıştı, akşam ise cenaze evinde bulduk kendimizi. O günden sonra kırk yıldır yaşadığım dört odalı müstakil ev bir anda bana yabancı gelmeye başladı. Her köşede Emre’nin sesi var gibiydi. Bahçede diktiği erik ağacı, garajda bıraktığı eski bisikleti, mutfakta içtiğimiz çaylar… Her şey hatırlatıyordu.
Cenazeden bir hafta sonra gelinim Leyla’yı aradım.
“Yalnız kalma,” dedim. “Gel benimle kal. İkimiz de yalnız kalmayalım.”
O gece geldi. Kapıyı açtığım anda bana sarıldı ve uzun süre ağladı. Saçlarını okşadım, “Artık biz birbirimize emanetiz,” dedim.
Üç gün sonra eşyalarını taşıdı.
Yedi gün sonra ise eve bir adam getirdi.
Adı Burak’tı. Uzun boylu, kendinden emin, sanki yıllardır o evde yaşıyormuş gibi rahat davranıyordu. Mutfakta dolapları açıp kapıyor, salonda telefonla konuşuyor, bahçede sigara içiyordu.
Bir gün Leyla’yı mutfakta kenara çektim.
“Leyla,” dedim sakin ama sert bir sesle. “Emre daha iki hafta önce öldü.”
Bana soğuk gözlerle baktı.
“Emre öldü, Münevver Hanım. Hayat devam ediyor.”
O an içimde bir şey kırıldı.
Ama asıl darbe iki hafta sonra geldi.
Bir sabah kahvaltı masasına bazı belgeler bıraktı.
“Bunları zaten imzalamıştınız,” dedi.
Kağıtları aldım. Gözlüklerimi taktım. Belgelerde benim imzam vardı. Ama ben o belgeleri hiç görmemiştim bile.
Sözde sağlık sorunlarım nedeniyle evin yönetimini Leyla’ya devretmişim.
“Ben bunları imzalamadım,” dedim.
Omuz silkti.
“İmzanız var.”
Ertesi gün iki adam geldi. Siyah montlu, sert bakışlı adamlardı. Dolaplarımı açtılar, kıyafetlerimi bavula doldurdular.
Leyla koridorda kollarını bağlamış izliyordu.
“Huzurevinde daha rahat edersiniz,” dedi.
Rahat.
Beni şehrin diğer ucundaki bir huzurevine götürdüler.
Evim gitti. Bahçem gitti. Rahmetli eşimin marangoz atölyesi gitti. Duvarlara sinmiş kırk yıllık anılarım gitti devamı icin sonrki syfaya gecinz...