Hayatım boyunca bir birey olarak değil, aile soyadımın bir uzantısı olarak yaşadım. Babam her adımı önceden planlamıştı: Prestijli okullar, doğru üniversite ve nihayetinde aile şirketinin CEO koltuğu. Kendi arzularım sanki hiç var olmamış gibi, ben sadece uzun vadeli bir yatırım aracıydım. Evlilik vakti geldiğinde de bunun bir aşk meselesi değil, stratejik bir hamle olduğunu biliyordum. Babam, “Silver Crown Holdings”in kızıyla evleneceğimi söylediğinde itiraz etmeye çalıştım ama nafileydi; onu ilk kez nikahta görecektim.
Düğün günü boyunca karşımda sadece kalın bir duvağın ardındaki belirsiz bir siluet vardı. Babam yeni müttefikleriyle el sıkışıp gülümserken, ben bu ticari anlaşmanın bir parçası gibi ışıkların altında boğuluyordum. Tören bittiğinde ve yatak odasında yalnız kaldığımızda sessizlik sağır ediciydi. Karşımda bir heykel gibi hareketsiz duruyordu. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi atarken iki elimle duvağını yavaşça kaldırdım ve o an içimdeki her şeyin paramparça olduğunu hissettim devamı icin sonrki syfaya gecinz...