Hayatımın bir anda tamamen değişebileceğini hiç düşünmemiştim. Tek bir düşüncesiz karar…

Bir anın hayatımı tamamen değiştirebileceğini hiç düşünmemiştim. Tek bir sorumsuzluk, tek bir inat… ve bir anda sağlıklı, kendi ayakları üzerinde duran bir kadından, acı çekmeden yürüyemeyen birine dönüştüm.

O gece direksiyonda eşim vardı. Yağmur ince ince yağıyordu, asfalt kaygandı. Hız göstergesi yükseldikçe içimi bir korku kaplamıştı. “Lütfen yavaşla,” dedim defalarca. Ama beni duymadı. Trafikte tehlikeli şekilde şerit değiştiriyor, sanki hiçbir şey ona zarar veremezmiş gibi davranıyordu. Sonrasını sisli hatırlıyorum: ani bir fren, kayma sesi, metalin metale çarpması… ve karanlık.

Gözlerimi hastanede açtım. Doktorların yüzündeki ciddi ifadeyi hiç unutmayacağım. Omuriliğim zarar görmüştü. “Bir daha eskisi gibi yürüyemeyebilirsiniz,” dediler. O cümle kulaklarımda çınladı. Hayatım ikiye ayrılmıştı: kazadan önce ve kazadan sonra.

Eşim başucumda elimi tuttu. Gözleri doluydu. “Ne olursa olsun yanındayım,” dedi. “Sana bakacağım. Bunu birlikte atlatacağız.” Ona inandım. Çünkü evlilik buydu. Zor zamanlarda birbirine tutunmak demekti.

Ama eve döndükten sonra her şey yavaş yavaş değişmeye başladı.

Başta sabırlıydı. İlaç saatlerimi takip ediyor, fizik tedaviye götürüyordu. Sonra küçük şeyler büyümeye başladı. Yürümeye çalışırken tökezlediğimde yüzünü ekşitiyordu. Çay taşımaya kalktığımda bardağı elimden alıp, “Bırak, dökeceksin,” diyordu. Ses tonu giderek sertleşti. İç çekişleri uzadı. Bir akşam aynada kendime bakarken arkamdan fısıldadığını duydum: “Artık eskisi gibi değilsin…”

O cümle kalbime saplandı. Sanki bu hayatı ben seçmişim gibi.

Kaza yüzünden işimi bırakmak zorunda kalmıştım. Maddi yük de onun omuzlarına binmişti. Bunu yüzüme vurmasa da davranışlarından hissediyordum. Misafir gelmez olmuştu. O da geç saatlere kadar dışarıda kalmaya başlamıştı. Eve geldiğinde yüzünde yabancı bir ifade oluyordu; merhametten çok bıkkınlık.

Kırılma noktası yağmurlu bir öğleden sonra geldi. Bacaklarım zonkluyordu, kanepede oturmuş pencereye bakıyordum. Kapıyı sertçe kapatarak içeri girdi. Üzerime dikildi. Gözlerinde artık hiçbir yumuşaklık yoktu.

“Senin bakıcın olarak hayatımı tüketemem!” dedi. “Ben daha gencim. Hayatım önümde. Bu böyle gitmez. Gitmen gerekiyor. Kendine başka bir yer bul. İki günün var.”

Sözleri beynimde yankılandı. Engelli kalmama sebep olan adam, bana sonsuza kadar yanımda olacağına söz veren adam, beni kendi evimden kovuyordu.

Ağlamadım. Sadece içimde bir şey koptu.

Ama o bilmeden, hayat çoktan düğmeye basmıştı.

Aynı akşam saat tam 19.00’da kapı zili çaldı.

O kapıya yürürken yüzünde sinirli bir ifade vardı. Kapıyı açtığında karşısında iki polis memuru ve takım elbiseli bir adam buldu. Ben oturduğum yerden her şeyi net görebiliyordum.

“İyi akşamlar,” dedi polislerden biri. “Geçmişte meydana gelen trafik kazasıyla ilgili yeniden açılan soruşturma kapsamında geldik.”

Eşimin yüzü bir anda soldu. “Ne soruşturması? Dosya kapanmıştı,” dedi telaşla.

Takım elbiseli adam kimliğini gösterdi. “Sigorta şirketinin yaptığı inceleme ve güvenlik kamerası kayıtları sonucunda, kazanın hız sınırının çok üzerinde ve bilinçli riskli sürüş nedeniyle gerçekleştiği tespit edildi. Ayrıca araçta alkol oranının yasal sınırın üstünde olduğu belirlendi.”

O an odadaki hava değişti.

Ben donup kalmıştım. Alkol mü?

Kazadan sonra bana “yağmur yüzünden kaydık” demişti. Kendini suçlamış ama asla alkolden bahsetmemişti.

Polis memuru devam etti: “Mahkeme süreci başlatıldı. Ayrıca mağdurun maddi ve manevi tazminat hakkı doğmuştur.”

Mağdur.

Yıllardır ilk kez biri bana bu kelimeyi kullanıyordu. Engelli, yük, sorun değil… mağdur devamı icin sonrki sayfya gecinz...

Reklamlar