Ertesi sabah, aklımdaki sorulara daha fazla sessiz kalamadım. Hastaneyi arayarak doğum günü görevli olan başhemşireyle görüşmek istediğimi söyledim. Kimliğimi doğruladıktan sonra beni hastaneye davet ettiler.
Başhemşire, olayla ilgili kayıtları tek tek inceledi. Bir süre sonra derin bir nefes aldı ve bana dönerek konuştu.
“O gün iki bebeğin soyadı birbirine çok benziyordu. Doğumdan hemen sonra kısa süreli bir kimlik kontrolü yapıldı. Güvenlik prosedürü gereği bebeklerin bileklikleri yeniden doğrulandı ve herhangi bir karışıklık olmadığı kesin olarak tespit edildi.”
Peki o hemşire neden bana öyle söylemişti?
Başhemşire, genç hemşireyi de odaya çağırdı.
Gözleri dolu doluydu.
“Size söylememem gerekiyordu,” dedi üzgün bir ifadeyle. “Koridorda oğlunuzu başka bir aileyle konuşurken görmüştüm. O aile de benzer bir süreç yaşamıştı. Yoğunluk sırasında hangi aile olduğunu karıştırdım ve yanlışlıkla sizin oğlunuzu kastettiğimi sandım. Çok büyük bir hata yaptım.”
Aylarca içimde büyüttüğüm korkunun nedeni aslında tek bir yanlış cümleydi.
Yine de o süreç bana başka bir gerçeği göstermişti.
Eve döndüğümde Emre ile uzun uzun konuştuk.
Hamilelik boyunca neden fotoğraf göndermediklerini anlattılar. Elif, riskli bir gebelik geçirmişti. Doktorları stresten uzak kalmasını istemiş, sosyal medyadan tamamen uzak durmuştu. Doğum sırasında yaşanan kısa süreli sağlık kontrolleri de onları fazlasıyla yormuştu.