Kaçak avcılar, koruma altındaki dağ ormanında devriye gezen yaşlı orman muhafaza memurunu yakalayıp bir çam ağacına bağladılar ve onu kaderine terk ettiler. Onlara engel olmaya çalışmış, yasak av yaptıklarını yüzlerine söylemişti. Dört kişiydiler, silahlıydılar ve kendilerini güçlü sanıyorlardı. Giderken kahkahaları karla kaplı ağaçların arasında yankılandı.
— Zaman geçirmek için güzel bir yol!
Yaşlı görevli onları ilk gördüğünde henüz gün batmamıştı. Tüfekleri omuzlarında, vurdukları hayvanı sürükleyerek ilerliyorlardı. Kararlı adımlarla önlerine çıkmıştı.
— Avı bırakın ve bölgeyi terk edin. Burası yasak alan.
Cevap olarak alaycı bakışlar ve küfürler aldı. Sonrası hızlı gelişti. Yere yatırıldı, elleri arkasından bağlandı ve kalın bir çam ağacına sımsıkı sabitlendi. İpi öyle gergin çekmişlerdi ki göğsü nefes alırken bile acıyordu.
— Yarın kemiklerini almaya geliriz, deyip karanlığa karıştılar.
Kar sessizce yağıyordu. Orman, geceye gömülürken ürkütücü bir sessizliğe büründü. Rüzgâr dalları hafifçe sallıyor, ip her hareketinde derisine daha çok gömülüyordu. Yaşlı adam bağırdı, seslendi, ama cevap yoktu. Telefonu kırılmış, silahı alınmıştı. Soğuk yavaş yavaş kemiklerine işliyordu.
Zaman geçtikçe umudu azaldı. Ellerini oynatmaya çalıştı, düğümler kıpırdamadı. Parmakları uyuştu. Göz kapakları ağırlaştı.
Tam bilincini kaybetmek üzereyken ağaçların arasından bir hışırtı duydu.
Başını zorla kaldırdı.
Gri değil… kum rengi, iri bir siluet.
Bir Kangal.
Dev gibi, kaslı, kalın tüylü. Ağır ve temkinli adımlarla yaklaştı. Kar patilerinin altında çıtırdadı. Koyu gözleri çam ağacına bağlanan adama kilitlenmişti.
Orman görevlisinin nefesi kesildi.
— İşte sonum… diye düşündü.
Kangal birkaç metre kala durdu. Burnunu havaya kaldırıp etrafı kokladı. Sonra başını göğe doğru uzattı ve uzun, derin bir ses çıkardı. Havlama değil, yankılı bir çağrı.
Ses dağların arasında dolaştı.
Adamın içini buz gibi bir korku kapladı.
— Sürüyü çağırıyor…
Ama köpek birden sustu.
Ağaca yaklaştı.
Zıpladı.
İpe doğru hamle yaptı.
Yaşlı adam gözlerini kapattı.
Bir saniye…
İki saniye…
Ve o anda ormanda keskin bir ses yankılandı.
Tüfek sesi.
Kangal yere düştü.
Adamın gözleri dehşetle açıldı. Ağaçların arasından iki kaçak avcı geri dönmüştü. Belli ki içlerinden biri şüphelenmiş, işi yarım bırakmak istememişti.
— Bak sen! Yardım mı bulmuş? diye bağırdı biri.
Kangal yere düşmüş ama tamamen hareketsiz değildi. Ön ayağından kan sızıyordu. Yine de hırlayarak ayağa kalktı ve adamın önüne geçti. Dişlerini gösterdi, göğsünden derin bir homurtu yükseldi.
İkinci avcı tüfeğini doğrulttu.
O an her şey saniyelere sıkıştı.
Yaralı Kangal bir anda ileri atıldı. Silahı tutan adama çarptı. Tüfek karın içine savruldu. Adam dengesi bozulup düştü. Diğeri panikle geri çekildi, ama kar diz boyuydu; hareketleri yavaştı devamı icin sonrki syfaya gecinz...
40 yaş ve üzeri mutlaka tüketmeli…!
Beni hasta ve yalnız bırakan iki oğlum
Esra Erolda Gülendam Ferhat