Karnımın bu kadar büyümesine önce güldüm

Ertesi gün sabah ezanıyla kalktım. Oğlumu aramak istedim, vazgeçtim.
“Önce hekime gideyim,” dedim.

Devlet hastanesine randevu aldım. İki saat süresince sıra beklerken koridordaki sesler kulağıma uzak geldi: bebek ağlaması, yaşlıların öksürüğü, hemşirelerin ayak sesleri… Ben kendi içimde diğer bir koridorda yürüyordum.
“Şişkinlik,” diyordum kendime. “Sakin ol. İnsan altmışında da şişer.”

Doktorun odasına girince üşüdüm. Genç bir bayan hekimdu; gözleri net, sesi sakindi. Yaşımı sordu.
“Altmış,” dedim, sanki özür diler gibi.
“Şikâyetiniz?” dedi.

Karnımı gösterdim.
“Şişkinlik,” dedim. “Bir de bazı durumlarda içimde hareket gibi… ama gazdır.”

Doktor evvelce dinledi, sonra muayene etti. Yüzündeki ifade değişmedi ama gözleri ilgi kesildi.
“Ultrasona alalım,” dedi.

Ultrason cihazının soğuk jelini karnıma sürdüklerinde midemde bir düğüm oluştu. Ekranda kara beyaz görüntüler dolaşırken solukimi tuttum. Doktor bir noktada durdu. Uzun uzun baktı. Sonra hemşireye bir şey söyledi, diğer bir hekim çağrıldı.

İşte o an, şişkinlik yalanımın elimden kayıp gittiğini hissettim.
“Bir şey mi var?” dedim. “Bana doğru söyleyin.”

Doktor bana döndü. Kelimeleri öyle ilgiyle seçti ki, sanki kırılacak bir camı taşır gibiydi.
“Rahimde bir gebelik görüyoruz,” dedi.

Önce anlamadım.
“Gebelik… ne?” dedim. “Kist mi? Tümör mü?”

Başını salladı.
“Hayır. Gebelik. Kalp atımı da var.”

O an dünya sustu. Koridor, hastane, şehir… hepsi geride kaldı.
“Ben… altmış yaşındayım,” dedim. “Menopoza girdim. Yıllar evvelce bitti bu işler.”

Doktor sakin bir tonla konuştu:
“Nadir ama imkânsız değil. Şimdi mühim olan sizin sağlığınız.”

Ellerime baktım. Parmaklarım titriyordu. Eşimin yüzü geldi aklıma. Sonra oğlum… Ona bunu nasıl anlatacaktım?

Hastane kantininde plastik sandalyede otururken karnımdan bir kıpırtı daha geldi. Bu kez inkâr edemedim. Elimi karnıma koydum.
“Sen şimdi… buradasın,” dedim. “Ben sana nasıl bakacağım?”

Korku vardı, utanç vardı… ama bir de hiç beklemediğim bir duygu: merhamet. İçimde büyüyen bu can, benim geç kalmış ama hâlâ atan kalbimdi belki de.

Telefonumu aldım, oğlumu aradım.
“Anne?” dedi.
“Hastanedeyim,” dedim.
“Ne oldu?”

Derin bir soluk aldım.
“Doktor… hamile olduğumu söyledi.”

Uzun bir sessizlik oldu. Sonra fısıltıyla bir ses geldi:
“Ama…”

“Ben de öyle diyorum,” dedim. “Ama kalp atımı varmış.”

O an anladım: Bu yalnızca bir şok değildi. Bu, hayatın bana altmış yaşımda tekrar sorduğu bir soruydu.
“Hazır mısın?”

Korkuyordum. Ama korkunun içersinde, senelardır hissetmediğim bir canlılık vardı.

Elimi karnıma bastırdım.
“Bilmiyorum,” dedim. “Ama buradaysan… demek ki bir nedeni var.”

Ve o gün, şişkinlik sandığım şeyin gerçekten kaderimin en büyük sürprizi olduğunu kabul ettim.Bu bir hikayedir kurgulanmıştır gerçek kişileri katiyen temsil etmemektedir.
Reklamlar